OKS’de manyetik alan sorusu Çarşamba, Haz 13 2007 

ABD’nin elektronik uçakları devrede
Teslim olan Terörist UZAKTAN KUMANDALI MAYINLARI ANLATTI
Mehmet Altan OKS’de manyetik alan sorusu…

Bir aralar F16’ların yolların üzerinden uçarak mayınları patalttığı ama Pkk’nın yeni mayınlarına etkili olmadğı yazılıyordu basında. Bu aralar bu gerçeği çok kötü biçimde öğrendik.

Gene geçenlerdeki bir haberde de Amerika’nın elindeki bu tür bir engelleme teknolojisi olduğu ve kimseye satmadığı yazıldı.

Ahmet Altan – Mehmet Altan – Mehmet Barlas’da bu konuya değindi.

Terörün azalması hepimizi gevşetmiş. Sanırım işi bu olanlar tatile çıkmıştı. Ancak 4 yıl tatil için uzun bir süre.

Türkiye geçenlerde 20 milyon dolarlık başka bir ihaleye daha çıkmaya hazırlanıyordu. Küçük casus uçaklar. Bir arkadaşımın askerde rütbelilere sorduğu bir soruydu bu. Bu kadar askerle operasyonlara çıkılacağına tekonolojik imkanlar kullanılmaz mı diye ?

Bu nasıl bir iş ise teröristler teknolojide önümüze geçmeye çalışıyor ???

Sorumluluk sahibi olmak zor elbette, koltukta oturmak için gelmediler o mevkilere.

Bizim gördüğümüzü bildiğimizi bilmiyorlar mı ?

Saddam’ın Cumhuriyet muhafızlarını Amerika altı ayda geçemez diyen paşalarımız vardı. Sanırım orduyu eleştirmek zorundayız. Bundan hoşlanıp hoşlanmadıkları da hiç umrumda değil.

Ben her türlü ezberi bozarım. Ordu benimse onu da eleştiririm. Hatta bunu vazife sayarım. Çünkü iyi yönde getirilmiş bir eleştiri bazen tam da gerçeği söyler.

Reklamlar

Vatandaşa Tokat Çarşamba, May 2 2007 


İşte sorumluları ortada dolaşan terbiyesizlik.
İşte Akp’nin son günlerinde halka uyguladığı eziyet.

İnsan denen yaratık Salı, May 1 2007 

Yağma Pazartesi, Nis 30 2007 

Akp’yi kuranlar uzun süre Almanya’ya gidemedi. Çünkü oradaki vatandaşlarımızdan tokatladıkları milyar dolarlarla kurdular o partiyi. Gecekondu semtlerinden üç kilo bulgura aldılar o oyları. Kuran’a el basmadan da alamadı o fakirler bulgurlarını. Ramazanlar boyunca benim verigimi yağmalattılar. Sokakta buldukları bir yavru köpeği besler gibi davrandılar. Kapılarına bağladılar, en sadık tabanlarını oluşturdular yağmacılardan. İradelerini aldılar, dinlerini sömürdüler halkın.

Bitmedi yağmaları, Cumhuriyetimize göz dikmiştiler. Kurumlarımıza saldırdılar. Makamlarımızı işgal ettiler. Milli irademizi ezdiler. Sanki biz değildik Kurtuluş Savaşının galipleri! Adeta yenildiğimize inandırdılar bizi. Vatanı sattılar. Vatan satılır mı ?

Şimdi de üç kilo bulgura aldıkları oylarla Cumhurbaşkanı olmaya kalkıyorlar.

Sizler ancak üç kilo bulgurun Cumhurbaşkanı olursunuz.

Bu yağma bitecek.

Pakistanlı koca karısının böbreğini traktör almak için sattı Çarşamba, Şub 28 2007 

kaynak

Pakistanlı koca karısının böbreğini traktör almak için sattı

ISLAMABAD – Pakistan’da Polis merkezinin kayıtlarına bir adamın karısının böbreğini traktör almak için satması geçti.

Doktorlar üriner sistem enfeksiyonu nedeniyle hastaneye başvuran kadının çok kötü bir cerrahi operasyon geçirdiğini ve bir böbreğinin

olmadığını fark etti.

Kurban üç yıl önce evlenmiş. Organın yaklaşık bin dolara satıldığı söyleniyor. Bu organlar Amerika’da yüz bin dolardan satılıyor.

İfade Özgürlüğü ve Cinayet Cumartesi, Oca 20 2007 

Sindirerek okuyunuz, sonra da unutunuz. Kalp – akciğer rahatsızlığı olanlar, kuyruk acısı, baş – kıç ağrısı olanlara tavsiye edilmez. Okuduktan sonra beklenmedik bir şeyle karşılaşırsanız, kan nakli gerekebilir.

Bir özgür ifadeye göre derhal damarlarımdan kirli Türk kanının boşaltılması gerekiyormuş.

“Duramam” diyor bazıları artık bu ülkede. İfade özgürlüğü yokmuş, yani ziyadesiyle! Zaten İngiltere’de de Fransa’da da herkes damarlarındaki kirli kanlarından şikayetçiymiş. O bakımdan oralarda böyle suçlar da yokmuş. “Yani olacak iş değil”, diyor bazıları. Hem de tam da Ermeni diaspora’sına Türkiye’deki iyi insanları anlatmak için kaleme alınmış bir makaleden dolayı. İşte tesadüfe bakın ki tam da o makalede geçiyormuş kirli Türk kanı. Bu gerçekten, ama bu kadar mühüm mi ? Önemli olan ekonomideki istikrar değl miydi ?

Şimdi 2006 yılında nobel edebiyat ödülünü aldık. Ermenistan da haklı olarak sınırımızı açmamız için bastırıyor. Arkadaşlar bakınız hem o bölgenin kalkınması da var!

Yahu müslüman değil miyiz biz ? Hacc-ı Ekber’den hacılarımız daha yeni gelmedi mi ? Şeytan taşlıyalım arkadaşlar.

***Dikkat dikkat! Bundan sonrası kimisine göre ifade özgürlüğü*ne girmez.
Temiz Ermeni kanı kaldırımları suluyor, olacak iş değil. Vaktiyle İstanbul’da bir bomba patlamıştı bir sinagog’a yakın. O zaman da temiz Yahudi kanıyla sulanmıştı heryer.

Arkadaşlar bu ifadeyi okuyun ve unutun! Böyle laf olur mu ? Bunu hangi batı ülkesinde söyleyebilirsiniz ?

Asala kirli türk kanı’nı akıtırken, başı öne eğik gezen Ermeniler varmış! Hem de Türkiye’de. Yazık vah vah! Şimdi temiz Ermeni kanı akınca herkes Ermeni oldu birden. Azerbaycan’ın dörtte biri işgal altında, 1.5 (bir buçuk) milyon mülteci var. Türkiye – Gürcistan – Azerbaycan arasında demiryolu kurulması için anlaşmalar tamamlandı.

Temiz Emeni kanı kaldırımları suluyor. Bazıları hala kuru milliyetçilik naraları atıyor. Nobel aldığımızı unutuyor. Önceden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir yer vardı. Oraya artık kıbrıs sorunu diyoruz. Türkiye silkinip kendisine gelemiyor. Televizyon ekranlarında bu cümleler tekrarlanıyor. Sorunlarımızı gelecek nesillere bırakıyormuşuz. Nedir bunlar ? Ermeni sorunu mesela. Mesela Kürt sorunu oldu güneydoğumuz’un adı. mesela canım. Bazıları kabul etsek n’olur diyerek yaklaşıyor olaylara. Yani bazı şeyler doğru olsa da olmasa da, bir düşünelim ama di mi ? Yani ne önemi var gerçeklerin ? Mesela Ermeni tehcirinden önce 500.000 (beş yüz bin) Kirli Türk kanı akmışsa n’olmuş ? Sen asıl kaç temiz Ermeni kanı akmış onu hesaplamalısın. Bir dakika, Bir dakika, böyle mi değil mi ? Ben mi karıştırıyorum ? Sorunlan soru şu değil mi ? Gerçekten 1.5 (bir buçuk) milyon Ermeni öldü mü ? Sonraki soru da öldü mü, öldürüldü mü ? Hiç soran, hesaplayan duydunuz mu kaç “kirli kanlı” Türk ölmüş ? Yoksa bunlar öldürülmüş mü ? Aman ne komik şey! Mesela dedik ya bir kere, kaç kirli Türk kanı akıtmış Asala ? Bilen var mı ? Sakın ha sakın akan temiz kanları saymayı unutmayın.

Gidiniz kanınızı değiştiriniz.

Bir soysuz Ermeni ölmüş, öldürüldü deniliyor! Belki Cia kongredeki karar için altyapı olsun diye yaptı, yaptırdı ? Belki Kerkük’teki gözlerimizden rahatsız oldular. Bu zat-ı muhterem, Ermeni yetimhanelerinde büyütülmüş, bir nefer. Belki kanı Türk’tü ama o da bilmiyordu.

Sinagog patlamasından sonra bölgeye İsrail’den ekipler gelmişti. Bilmem hatırlayanınız var mı ? Temizlik ekipleri soylu Yahudi kanını temizlemekle görevliydiler. Ölmekte olan bir yahudiye sizler kan bile veremezsiniz. Bunları biliyor muydunuz ? İşte bu yüzden, gidiniz kanınızı değiştiriniz.

Sabah akşam faşist faşist diye beynimizi öpen denyolar da var. İyi bak salak oğlum.

*
Ben Apo dahil Saddam dahil kimsenin idamına, böylece infazına karşıyım. Paşa paşa hapis yatsaydı keşke bu dank dink dunk. Adam öldürerek onlara benzeriz. Onlar gibi soysuzlaşmamak lazım.

Aşağılık bir şekilde ırkçılığa maruz bırakılarak, ezilerek, en temel haklarımızdan vazgeçirilerek, özüne sahip çıkmanın aşağılanmak olmasıyla karşı karşıyayız. Milliyetçiliğin çağdışı, moda dışı, trend dışı olduğu bu ortamda, yalanlara gerçek, gerçeklere yalan diyerek. Böylece köpekleşerek, böylece ermenileşerek yaşamak diyorsan, bu yürek çat diye çatlasın ulan!

Hepiniz Ermeni olmayın, birazınız da yahudi olun, kürt olun, süryani olun! Beni üzmeyin.

Kötü Adamlar + Kötülük üstüne Perşembe, Kas 9 2006 

Artık neredeyse her filmde ölmesini istediğiniz bir kötü adam var. Hatta sinema eleştirmenleri arasında bunlara ilişkin analizler yorumlar almış yürümüş. Şimdi Soruyorum,

  1. Bu adamlar neden kötü ?
  2. Bu adamlar gerçekten kötü mü ?
  3. Bu kötülüğün temelinde ne var ?
Şimdi bin yılların sohbet üstadı Kayıp Otoban (Lost Highway) filmine bakalım. Bu filme ilişkin bir istatistik vermek istiyorum. Dick Laurent is dead İfadesine Google‘dan ben baktığımda 566.000 sonuç buluyordu. Yani Dick Laurent çok ünlü bir kötü adam. Peki tüm suç Dick Laurent‘in mi? Bu adamın yaptığı porno filmleri alanlar suçlu değil mi ? Bu sektörde bir para varsa ve adam bundan para kazanıyorsa bu oyunu kurallarıyla oynamaktır. Bu adam kötü olamaz çünkü herkes gibi işini yapıyor doğal olarak da isteklerini gerçekleştiriyor.

Bence kötü olan bizleriz kötülük hepimizin içinde var. Bunlar ise sadece günah keçisi. O olmasa bir başkası bizlerden biri onun yaptığı işi yapacak. O zaman soruların cevapları;

  1. Bu adamlar aslında kötü felan değiller.
  2. Bu adamlar da aslında herkes gibi işinin ve isteklerinin peşinde.
  3. Kötülüğün temelinde insan var. O şu bu değil. O hepimizin içinde.

Bu işten böylece kurtulamayız. Kötü olan Dick Laurent değil!!

Türk toplum ahlağı Cumartesi, Haz 17 2006 

Ne yazık ki; acınası bir ahlak anlayışıdır. Çok kısa bir sürece önce, bir yetimhanedeki onlarca çocuğa tecavüz edildiği tüm medyayı meşgul etmişti. Araştırma derinleştirildikçe etrafta bu işe bulaşmamış adam bulmakta zorlanan polis ve jandarma güçleri, bir anda dolan dosyalardan bunalan adliyeler; sanıkların çoğunun devlet memuru olmasına da dayanarak, sanıkları tutuksuz yargılanmak üzere salıvermişti. İşte hikayemiz tam da burada başlamaktadır. `Normal bir toplum`da, en azından dava sonuçlanana kadar dışlanması gereken bu insanlar, tam aksine kahvede okey oynamaktadır. Olayı araştıran bir gazeteci tesadüfen sanığın kahvede olduğunu öğrenir, pek inanmasa da gidip bir bakmak ister. Sanığı görünce hemen bir röportaj yapmaya karar verir. Olaylarla ilgili bir kaç soru sorması kahvedekiler tarafından hoş karşılanmaz ve gitmesi istenir. http://www.sabah.com.tr/2005/02/01/gnd96.html Bu olayda yargılama süreci hala sürse de, toplumsal olarak büyük bir ahlaksızlık batağında olduğumuzun en güzel örneklerinden biridir. Aynı şekilde bir `adnan oktar` gerçeğimiz vardır. Bu insan ülkedeki en ahlaksız adam olmaya adaydır. Mahkemede kurduğu tarikattaki mankenleri zenginlere pazarlamaktan mahkum edilmiş, cezası infaz edilmiştir. Gelin görün ki, toplumun vicdanında kendisi koskoca harun yahya’dır. Bazılarımız bunları bir tesadüf zannedebilir. Bazılarımız ise en ahlaksızların en yukarlarda olduğunu fark edebilir. Biz, Seda Sayan’ın yeni bir çocukla aşk yaşamasını doğal bulurken, aynı sebepten yan komşumuzu apartmandan attırırız. Biz, kendi çocuklarının penisinden et kesen bir toplumuz. Biz, öldükten sonra `vadedilmiş seks köleleri`ni hayal eden insanların toplumuyuz. Biz, kendi kardeşini, annesini bir dedikodu için öldüren küçük erkek kardeşlerin toplumuyuz. Biz, kadınlarına ancak kafasını gözünü sarınca hürmet eden insanların toplumuyuz. Biz, bin yılların yanlışını bünyesinde bir zehir gibi taşıyan, durmadan öksüren öksüren ama o balgamı çıkaramayan insanların toplumuyuz. Biz, kendi çamaşırını, bulaşığını yani kendi pisliğini temizlemeyi öğretmediğimiz erkeklerin toplumuyuz. Biz, kahve alışkanlığı olmayan karısıyla, çocuğuyla vakit geçiren erkeklere; kötü gözle bakan insanların toplumuyuz. Biz, bizi eleştirenlerden nefret eden, okey taşlarındaki sırrı hala çözememiş insanların toplumuyuz. Biz, ahlağımızı doğrulardan iyilerden değil, işimize gelenlerden alan insanların toplumuyuz. Biz, onlarca çocuğa tecavüz edip insan içine çıkmaya utanılmayan tek toplumuz. Öyleki 2001 yılında bir tarikat ilkokulunda (Nakşibendilerin Hidayet Vakfı) çocuklara tecavüz olayları yaşanıyor. Bunlar filme çekilip internetten sapıklara satılıyor. Üstüne üstlük onlarca kez ihbar edilmesine rağmen polis bile ilgilenmiyor. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=25038 Biz, niye böyleyiz derseniz şunu söyliyim; `Pedro almodovar`’ın `la mala educacion` adlı filminin olması ile olmaması gibi. Yani bir pederin kiliseye gelen çocuklara tecavüzünü ve sonuçlarını anlatabilmek ile anlatamamaktadır olay. Biz, tecavüze açık bir ahlağa sahibiz. Konuşmuyor konuşturmuyoruz. Biz, yanlışlarını görmezden gelen ve doğal olarak da düzeltemeyen, hatta yanlışlarını gizleyerek dolaşan insanların toplumuyuz.

Fakirlere yardım geleneğimiz Cumartesi, Haz 17 2006 

Toplumun ne kadar ince ne kadar hassas olduğunu, toplumun baskın dininin bu tür ibadetler barındırmasının ne kadar da hoş olduğunu gösteren bir durumdur !?! Bunların dışında gösterdiği başka şeyler vardı ki, ben onlardan bahsedeceğim. Devlet yapısı içerisindeki yardım amaçlı fonları bir düşünelim. Devlet yapısındaki yardım amaçlı kurumları bir düşünelim. Sosyal devlet olmaktan zorla uzaklaştırılmış bu devlet, acaba isteneni veremiyor mu ? Acaba bu devletten yeşil kart alması gereken 1,5 milyon insan varken, nasıl oluyorda yeşil kartlı 13 milyon kişi oluyor ? Bunlar gibi işleyişe (aksayışa) zilyonlarca devlete ilişkin soru vardır. Bunların dışında yabancıların `ngo` dedikleri devlet dışı organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları, vakıflar, imarethaneler, şunlar, bunlar acaba bunlar isteneni veremiyor mu ? Bu durumda hem devlet dışı hem devlet içi kurumlarda, fonlarda yetersizlik mi var ? Peki ya nasıl bir din, yeryüzünde sürekli bir fakirlik olacağını öngörüyor ? Nasıl bir din, toplumsal yaşama dair ibadetlerini “muhakkak toplumda yardıma muhtaç insan olacaktır” zihniyetiyle düzenliyor ? Biz kendi yarattığımız kültürümüzde, ahlağımızda, anlayışımızda, bakışımızda sürekli fakirlik, sürekli fakir insanlar olacağını öngörürsek ancak o zaman fakirlere yardım edebiliriz. Biz ancak fakir yaratırsak fakirlere yardım ederiz. `Tsunami faciası`nda muhtaçlara yardım geleneği çok derin olan türk toplumu, özellikle zenginleri başbakanın zorlamalarıyla bile sınıfta kalmıştır. Hem de `açe`’ye ki orayla bağımız yüzyıllara dayanır, oraya bile yardımda sınıfta kaldık. Uyduruk (bizim 20’de birimiz olan) avrupa devletleri bile bizi kat be kat, katladı. Hele hele arap toplumları, o zengin arap toplumları nasıl bir mentaliteye sahip olduklarını tüm evrene haykırdılar. Biz krizlerde paramızın değerini korumaya çalışırken biri şöyle demişti; “olay paranın değeri olsaydı arap ülkeleri en ileri ülke olurdu”. Onlar bizim bile onlarca kat altımızda kaldılar. Israrla görmezden geliyoruz ama biz hep fakirlere, muhtaçlara yardımda sınıfta kalmış bir toplumuz. `Dilenciler toplum ruhunun orospularıdır`. Biz gerçekten yapmamız gerekenleri yapmıyarak çoğu yalancı da olsa dilenciler yaratıyoruz. Sonra bu dilencilere gene yalandan yardım ederek, ruhumuzu tatmin ediyoruz, rahatlıyoruz. Oysa bir sivil toplum kuruluşuna, önemli bir organizasyona gerçekten ama gerçekten gidip bir işin ucundan tutmuyoruz. Biz aslında ancak kendi ruhumuza mastürbasyon yapmak için dilencilere para veriyoruz. Biz fakirlikten rahatsız olsaydık, siyasi tercihleri en sağa kaymış avrupa toplumu olmazdık. Avrupalılar oturmuş devlet ve devlet dışı organizasyonlarla, sosyal hizmet anlayışlarıyla toplum olarak kapılarına gelen bir dilenciyi anlayamıyor ve polis çağırıyor olabilir. Ne yazık ki biz bu saydıklarımdan ötürü o yardıma muhtaç insanı çok iyi anlıyoruz ve yardım ediyoruz. Daha da yazıktır ki biz bununla övünüyoruz. Övündüğümüz fakirlere yardım geleneğimiz, evrensel ölçütlerde bir fiyaskodur.

Vahdettin Cumartesi, Haz 17 2006 

Öncelikle Türkiye’nin hükümdarı halkıdır. Öyle pazarda egemenlik dağıtmıyorlar. Türk halkından egemenliği kimse alamaz. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. İsteyenin yırtılacak yerleri gene de yırtılır. Varsa yeryüzünde gökyüzünde böyle bir güç, gelsin alsın. Biz mi tutuyoruz ? Vahdettin haindir, soysuzdur. Hain’e hain değildir diyen bir bunak, kendi hainliğini örtmeye çalışmaktadır. Bazı Osmanlıyı bilmeyenler var. Cehaletlerinden; kılıç kalkanla ülke fethedilir, sanırlar. O insanların bağları, olsa olsa yağma kültürünedir. Vahdettin elbetteki soysuz ve haindir. Çünkü onun bağı kendinedir. Atatürk’ün bağı halkınadır, Anatürk’tür o Atatürk’tür. Bu öyle bir bağdır ki bilmeyenler anlayamazlar. Bakarlar yeryüzüne böyle bir aşk göremezler. Bu cahil ve yoz milleti, bir karganın yavrusunu sahiplendiği gibi sahiplenmiştir. Kendi hayatına, oğluna, aşkına, ailesine hiçbir şeye acımamıştır. Yeryüzünde böyle bir feragat yoktur. Bunu gösterecek, ardından Cumhuriyet kuracak bir insan daha olmamıştır olamaz da. Bazı iyilikler o kadar büyüktür ki, karşılığı ancak nankörlükle ödenebilir. Atatürk’ü, kendisine halife diyen bir soysuzla kıyaslayanlar, kendilerini de ancak solucanlarlarla kıyaslamalıdır. Benim için Ecevit çoktan bitmişti. Bırakması gerektiğinde bırakmadığı koltuk, yani `koltuk sevdası`, ülkeye onlarca milyar dolara mal olmuştur. Bunak olmasa ne bu dinci soytarılar iktidar olurdu ne de ekonomik kriz olurdu. O kadar büyük bir eşekliktir ki yaptığı, ülkeyi yönetenlerin böyle bir eşeklik yapmaya hakkı yoktur. Olamaz. Aslında bu o kadar büyük bir yanlıştır ki, `gaflet`tir, `dalalet`tir, hatta üstü örtülü `ihanet`tir. Kendi ihanetinin farkına varmış olacak ki; Vahdettin’i hainlikten kurtararak, hainlere af diliyor. En son getirdiği affı da kimse istememişti. Ben affetmiyorum. Ne seni Ecevit ne de Vahdettini. Bu da eski düşmanları, yeni bunağın ipine tutunan `dinci parti taraftarları`na. Derileri kösele gibi olanlara ki, yüzlerinin kızardığı görünmesin. “`Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir`, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. .. Atatürk-1926 Andrew Mango, Atatürk Syf.447 ” Vahdettin; Atatürk’ün aziz hatırasına saldırmak için affı istenen, soysuz bir haindir.