Küresel Isınma Perşembe, Şub 19 2009 

Bugün dünya petrol üretiminin %25’ini Amerika tek başına tüketiyor. Su bile benzinden dah ucuz bu ülkede. Şimdi aldı başını gidiyor küresel ısınma. Vaktiyle bilim insanları ozon tabakasındaki deliği fark ettiklerinde az yaygara çıkarmamışlardı. Şimdi noldu ? Yalan oldu . Kanada ve Peru’daki bazı cilt hastalıklarının sebebi anlaşılmış oldu. Konu da kapandı.

Bu ısınma olayı ise şaka değil. Mesele ise bence daha farklı. Mesele bence gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere karşı tavrı. Bu çok bildik bir şeydir. İnsan hakları falan vardır bu bağlamda. Yanlış anlaşılmasın Ruanda’da 1994’te 1 milyon insanın ölmesine sebep olan Belçika ve Hollanda gibi devletlerden bahsediyorum. Bu devletlerin sadece kendi insanına karşı ince olması ne ilginç!?! Tabi bizim hükümetin de Darfur’daki katillere ev sahipliği yapması, oradaki katliama ses çıkarmaması ama Gazze için kıçını yırtması gibi tutarsızlıklara da karşıyım. Mesele konunun bir tür baskı aracı olarak kullanılması.

Ben kurdum sanayimi, kirlettim nehri, havayı, gölü. Ben yaptım ama sen yapamazsın diyor batı. Bu konuya dikkatinizi çekmek isterim.

Bana yasak olan nedir ?

Ben size söyleyeyim. Zengin kimdir ? Zengin ancak yanındaki adama göre zengin olabilir. Eğer adamın ondan fazla parası varsa zengin bir anda zengin olmaktan çıkar. İşte bu bir tür merdivende durma işidir. Halklar böyle şeyleri severler. Komşunun komşuya düşmanlığından bahseder Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt’te. Yani bizlerin fakir kalması üstüne kuruludur tüm düzen. Biz derken, bizler de Hindistan bin yıl daha farkir kalsa memnun oluruz.

İşte bana yasak olan onun seviyesine çıkmamdır. Olay şudur ki onlar bir seviyeye gelmiştir. Onu taklit ederek o seviyeye çıkamazsınız. Çünkü taklit aslını yaşatır :). Çünkü oraya çıktıktan sonra sizin oraya çıkmanızı engelleyecek ve basamkları kaldıracaktır.

Peki küresel ısınma konusunda bizim de bir sorumluluğumuz yok mudur ?

Hem oluşmasında hem çözümünde katkılar da bulunmalıyız. Esas olan bizim çıkarlarımızdır. Böyle kuru gösterilere ve duygusallığa kapılmanın bize de dünyaya da bir hayrı yoktur. Gelişmiş devletlere dikkat etmek gerekir. Asıl sorumluluğun onlarda olduğunu hatırlatmak gerekir. Çünkü size verirler gazı ama kendi vatandaşına asla bir yaptırım uygulamazlar. Çok açgözlü ve bilmiştirler. Bizleri parmağında oynatırlar. Tasarruf ve temiz enerji kaynaklarına yönelmekte mantık çerçevesinde fayda vardır.

Reklamlar

Fikren Zalim Perşembe, Şub 19 2009 

Gitmeli diyordu, doktor zorunlu hizmete

Gitmeli diyordu, öğretmen de doğuya

Gitmeli, gelmeli, yapmalı, etmeliydik

Sağcıydık, solcuyduk, dinciydik, laiktik biz.

Bizler 1500 yıl önce yazılmış bir kitabın evrenin tüm sırlarına vakıf olduğuna inananlar,

Bizler çöldeki hayat tarzı ile şehri, bin yılları öncesi ile bugünü karıştıranlar,

Bizler aynı dili bile konuşamayan, istemeden kader birliği yapanlar,

Cehennem yaratılmıştı, cezamız kesmişti, zalimdi tanrımız.

Bizler kendimizin yapmayacağı her şeyi başkasına reva görenleriz. Tutarsız, yalancı, hayalperest, çıkarcı, üç kağıtçı, çoğu zaman soysuz ve hainiz. Evet hainiz, içimizdeki hainiz biz.

1980 yılında sırf Yunanistan Nato’ya girsin diye vatanı satan darbecileriz biz. En güvenilen kurumun başıyız.

Bizler üç kuruş menfaati için her şeyi yapan ama komşusu üç kuruş kazanınca gözüne batanlarız. Bizleriz o hain ve zalim olan.

Fikren zalimiz. Çünkü dinizim böyle, adetimiz böyle, görgümüz böyle.

Sen bir mahkumsun diyor Benny Benassi, yüzünü değiştirebilirsin ama düşüncelerini değiştiremezsin (no matter what you do isimli şarkısında).

Devlet Anayasa gereği halkına eğitim sağlık gibi konularda hizmet vermekle yükümlüdür.

Bu yükümlülükleri yürütme organı aracılığıyla yapar (hükumet yani).

Hükumet ülkedeki kamu kuruluşlarını satıyor, piyasayı liberalleştiriyor*. Yükümlü olduğu işlerin dışındaki her türlü düzenlemeyi serbest piyasa, özgürlük gibi ortamlarda yapıyor. Ancak nedense kendi vermek zorunda olduğu hizmetler için birden komünist/faşist/diktatör kesiliyor. Fikren zalimler. Bir şeyi başka türlü yapmayı bilmiyorlar . Bilmiyorlar zordan başka yol. Oysaki vermek zorunda olduğu hizmetler için de diğerleri gibi serbest piyasa ilkelerini kullanabilir. Ancak bir işi yapmanın iki yolu var bu ülkede. Ya zorla ya da peşkeş çekerek birilerine yaptırırsınız.

Peki peşkeş çekilmiş her iş, o işe talip olan diğer insanlar için bir ehliyet ve liyakat arayışı değil midir ? O işi ben de yapamaz mıydım ? Bu işe layık değil miyim ? Bu işi ben neden hak etmedim ? Peki peşkeş çekilen her iş, adaletsizlik kaynağı değil midir ? O zaman adaletin olmadığı yerde bu birilerine eziyet değil midir ?

O zaman zorla ya da peşkeş çekilen her iş, yani bu ülkede yapılan her iş zulümdür. Eziyet üstüne ne bina edilir ? Bu bina bir gün çökmez mi bre gafiller ?

Evine ekmek götürmek zorunda olan adamın senin damadının karşısında ne şansı vardır be hey başbakan ? Sen zalim değil de nesin ? Çalık grubuna verdin Sabah-Atv grubunu. Bunu gören yabancılar bile yatırım yapmaz oldu ülkeye.

Sen bir işi zulm etmeden yapamaz mısın ?

Sen zalimler ve hainler ülkesinin başbakanısın. Evet bu insanlar o yüzden seni seviyorlar. Çünkü kültürünüz, dininiz, görgünüz bundan ibaret.

Sizler fikren zalimsiniz. Her yaptığınız eziyettir bu yeryüzünde. Çünkü zulümden başka yol bilmiyorsunuz.

Özgürlük hepinizi ezip geçecek bunu iyi bilin. Sadece kendiniz için istediğiniz o özgürlük. Hani türbana özgürlük var ya! İşte sadece kendinize istediğinizden ulaşamadığınız o ülkü. İşte tanrısından sadece kendisi için bir şeyler isteyenlerin ülkesinde, sadece kendisi için özgürlük isteyenler. Şunu bilin ki yanlış yoldasınız!

HIRSIZ-POLIS-ENGEREKON Perşembe, Şub 19 2009 

Mahallenin Sağlık Ocağına Karakoldan getirilen şüphelinin bileğinde damgası vardı. İlk bakışta göremeyen doktor darp-cebir izlerini yazarken şüphelinin elini çevirdi ve gördü. Doktor’un gördüğünü gören Polis memuru bozuldu biraz ama bir şey de diyemedi. Öylece raporu alıp gittiler. Yazık dedi doktor arkalarından. Genç hırsıza üzüldü başına gelebilecekleri düşünmüştü, yazık demişti. Gençti ve neler olabileceğini bilmiyordu hırsız. Ancak doktor çok adli muayene otopsi yapmış. Tecavüze uğrayanından, şişlenenine kadar tüm suçluların en büyük ortak noktaları cehaletleriydi. Bilmiyordu bilemiyordular başlarına ne gelebileceğini.

Şimdi diye içinden geçirdi doktor, hastanın dosyasına bakarken. Şimdi… Üniversite hastanesinde stajını yaparken daha ötesi yoktu. Hastayı sevk edilebilecek başka üst bir yer yoktu. Doktorlar da dosyayı kapatamıyordu bazen. Bazen işte girip çıkıyordu hastalar hastaneye, ölmüyordular da bir yerde. Dosyalar…

Şimdi dosyalar vardı işte polisin elinde. Açık dosyalar. Birikmiş. Hafiyeliği sevse de sevmese de en çok savcılar yapardı bu ülkede. Ellerinde birikirdi dosyalar.

Şimdi dosyalar vardı savcıların elinde, açık, birikmiş.

Bu çok bildik mahalle polisi taktiğiydi,

Kapatmak için dosyaları,

Yıkmak!

Bir hırsız yakalandığında en az 4 hırsızlığı daha itiraf* ederdi. Zira suçu değişmezdi zaten. Onu da sen yaptın derlerdi.

Şimdi engerekon savcıları da böyle. Birini tutunca üstüne yıkıyorlar. Yıkıyorlar eski dosyaları. Doğru ya da yanlış kapatıyorlar dosyaları.

Engerekon Perşembe, Eyl 25 2008 

Ergenekondan önce yazmıştım, Tayyip Erdoğan’ı korumalıyım diye. Sonunda harekete geçtiler. Ona muhalif herkesi gündemin durumuna göre topluyorlar. Zira devrinin fakir edebiyatı gibi Erdoğan’ın da mazlum edebiyatı vardır. Akp’de bir iç sorun oldu mu mesela, bir yolsuzluk bir durum hani… Hop Engerekler çıkıyor dışarı. Onu bunu sokuyorlar. Sen msin Tayyibi sevmeyen.

Zİyadesiyle Bu sitenin bir kopyasını da hemen kapatı verdiler o arbedede. Ay ne komik. Zaten subdomain olan bir siteyi dns’den banladılar. Subdoman’i değiştirip birkaç ay sonra gene açtım aynı subdomain ile “sonbir” kaldığı yerden devam ediyor. İşte böyle .

Vaktiyle Cumhurbaşkanlığı tartışmalarında demiştim, seçim zamanı. O dağıttıkları bulgurun Cumhurbaşkanı’dır diye. Şimdi Fethullah Gülen ile iftar ediyor Amerikalarda. Umarım sofrada bulgur pilavı da vardır. Afiyetle yerler.

Her millet hak ettiği gibi yönetilir. Geçende Akp’ye oy verip hep inkar etmiş olan bir aklı evvel ile konuşuyordum da elektirik zamlarına kızmış. Komedi dükkanı diye bir program vardı tam oraya layık.

Yazık üzdüler mi seni ? Aman aman aman …

Akp Kapatılma iddianamesi Pazartesi, Mar 17 2008 

İddianamenin girişi gerçekten çok bilgi vericiydi paylaşmak istedim.

Toplumların yerleşik bir yaşama geçmeleri giderek örgütlenmelerini gerektirmiş; örgütlü toplumlarda ise yönetime katılma istekleri, ortak paydalar çerçevesinde bir araya gelen siyasal yapılanmaları doğurmuştur

Ortak düşünce sahibi bireylerden oluşan yapılanmaların yönetimde yer alma ve siyasi iradeyi kullanma istekleri, bu amaca ulaşabilmek için siyasi parti denilen örgütlenmeleri ortaya çıkarmıştır. Hatta giderek düşüncelerin farklılaşması karşısında, çoğulculuk içerisinde bu parçalar, farklı siyasi partilerin oluşmasını sağlamıştır. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez ögeleri olmalarına karşılık modern siyasi partiler toplumsal yaşamdaki yerlerini 19 ncu Yüzyılda almışlardır. Tarihsel evrimleri sonucunda günümüzdeki siyasal partiler belirli siyasal düşünce ve amaçlar çerçevesinde birleşen yurttaşların, özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrılabildikleri kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşmasında diğer kurumlardan daha güçlü etkisi bulunan siyasal partiler, yurttaşların ülke yönetimine ilişkin istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır.

Demokrasinin vazgeçilmezleri, olmazsa olmaz kurumları olarak nitelenen, özgürlük, siyasal katılım ve hukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasi partilerin, devlet yönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeni ile, anayasakoyucu, partileri öteki tüzel kişilerden farklı değerlendirerek, kurulmalarından başlayıp çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemiştir. Temel hak ve özgürlüklerin ve özellikle örgütlenme özgürlüğünün kullanılmasındaki kurumsal önem ve işlevleri çerçevesinde uluslararası sözleşmelerde de siyasi partiler hakkında düzenlemelere yer verilmiştir.

Siyasal partilerin, uyacakları esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının anayasa ve yasalara uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır.

Ancak siyasi partilerin demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onlara sınırsız bir faaliyet alanı ve özgürlük olanağı sunmaz. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik “kurulma ve çalışma özgürlüğü”, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Uluslararası sözleşmelere uygun yorumlanan bu düzenlemeler çerçevesinde, varlık nedeni demokrasi olan siyasi partilerin demokrasi düşüncesinden uzaklaşmaları ve demokrasiyi yok etmeye çalışmaları durumunda, yaptırımlarla karşılaşmaları söz konusudur. Eylemlerinin yoğunluğu ve sosyal gereksinim yönünden başvurulacak son yöntem ise demokrasi düşüncesiyle bağdaşmayan eylemlerin odağı olan bir siyasi partinin kapatılmasıdır.

http://www.as-add.de/dokument/iddianame.doc

Tayyip Erdoğan’ı Korumalıyım! Pazar, Mar 16 2008 

1969 Kasım’ında Ankara’da doğdum. Babam Polis memuru idi, Tayyip Erdoğan’ı korumalıyım. Ortaokul’a giden bir oğlum var, şimdilerde buna ilköğretim deniliyor, Tayyip Erdoğan’ı korumalıyım. Belki bazıları beni anlamayacaktır ama bu benim işim.

Göreve getirilmemde gittiğim Cuma’ların bir etkisi olmuş olabilir. Etrafında kendine yakın insanlardan oluşan bir halka var ama o halkanın dışında da başka halka var. Profesyonel olmayanların işimize burnunu sokması zaten yeterince yanlış. İşimi yapmalıyım.

Göreve ilk geldiğim zamanlarda onu kimden, neyden koruyacağımı tam olarak bilmiyordum aslında hala da bilmiyorum.

Benim dahi müdahele edemeyeceğim şeyler vardır. Şeker hastası olması ya da bir Askeri darbe gibi. Ancak ben işimi yapmalıyım.

Karımın başının açık olması iç halkadaki bazı kişileri rahatsız ediyor. Her görüşüne katılmadığımı bilen var. Siyasetle işim olmaz ama ben de bir seçmenim. Bu çok zor bir durumdur. Genelde bizim pozisyonumuzdakiler belki böyle büyük kişiliklerin yakınında olmaktan belki de kendi geleceğimiz için en iyisi olacağından, hep yakınındaki siyasilerin adamı gibi görülür. Bizden hep bu beklenir. Neyseki burada kimliğim yok ve özgürce içimi döküyorum. Ben sadece işimi yapıyorum.

Tayyip bey iyi birisidir. Bir liderdir. İyi bir hatiptir. Başbakandır. Benim için ise sadece bir iştir.

Ona diğerleri dediği insanlardan nefret mi ettiğini soramam! Onun aklını okuyamam ama yaptıklarına ve yapacaklarına bakarım. Her hareketi bizim için önemlidir. Nereye gidiyor, ne yapıyor, ne yapacak bilmem gerekir. Gerekirse değiştirir, gerekirse gizler, gerekirse kendisiyle konuşurum. Benden beklenen vazifeyi layığı ile yapabilmem bunlara bağlıdır. Ettiği bir söz başına iş açar mı diye bakarım ama bir avukat gibi değil. Teröristlerin işi belli olmaz, suikastlar Amerika’da bile oluyor. Bunun gelişmişlikle aslında alakası yoktur. Büyük oyunlar her zaman vardır. Bazıları hep bir şeylerin peşindedir, biz de onların peşindeyiz.

Tayyip bey’in konuşmalarından olası düşmanlarını araştırmaya karar verdik. Ne Yargıtay’dan ne de Üniversiteler’den bir sonuç çıktı. Ancak benim işim bu! Düşmanlar daha yapmadan önce planlarını bilmeliyim.

Askeriye ile uğraşmamız mümkün değil. Onların da suikast yaklaşımları hep kendi içlerine yöneliktir. Siyasilere bakışları farklıdır. Dış istihbaratlar çok rahat görünüyorlar. Tayyip beyden memnun olmayan yok gibi. Ancak bulmalıyım. Şu an birileri bir plan yapıyor ve onlardan önce biz harekete geçmeliyiz.

Halk en büyük sorun. Çünkü diğerlerinin içinde halk da var. Tek tek insanları araştırıp Tayyip beyi koruyamayız. Çünkü halkın içinde her tür insan vardır. Başörtüsü takıp cinayet işleyeninden, mini etek giyip hırsızlık yapanına kadar.

Onu bunu bilmem, Tayyip bey’i korumalıyım, Sayın Erdoğan’ı. Acaba sözlerine karşımalı mıyım? Onu kendisinden, yok yok olmadı. Şöyle demeye çalışıyorum, onu bu saldıgan üslubundan vazgeçirmeli miyim? Acaba sorsam bana düşmanlarını, şu diğerlerini söyler mi? İşimi kolaylaştırması bence onunda faydasına olacaktır.

Sizce sorsam söyler mi?

İsmail geçersiz bir işlem yürüttü kapatılacak. Cuma, Eyl 21 2007 

Uykusuz’un kapağı gayet açıklayıcı,

Bu adam gibi biri yüzünden youtube’u kapatan zihniyete tüküreyim.
Sansürcü manyaklar sarmış dört bir yanımızı. Ben bunu anlamıyorum. Ben
o videoyu alır 10 yere koyarım. Yani youtube’un suçu ne ? Benim suçum
ne ki youtube’u izleyemeyeceğim ? Benim suçum ne ki böyle insanların
ülkesinde doğmuşum ?

Türkiye K.Irak’ı mı tartışıyor ? Çarşamba, May 30 2007 

Bu aralar herkes bu konuda konuşuyor. Büyük bir harekattan bahsediliyor. Bence burada olgunlaştırılmaya çalışılan düşünce bu değildir.

Bence Türkiye K Irağa girmeyi felan tartışmıyor. Türkiye gayet de
parçalanmış bir Irak’a Kerkük’ü bırakıp bırakmamayı tartışıyor. Misaki
milliyi tartışıyor. Dış işleri bakanının dediği gibi biz refarandumla o
toprakları Irak’a bıraktık, ya Irak biterse ???? Bakınız bu Atatürkçülük
coşkusunun altında Akp’nin iflas etmiş politikaları yatıyor. En başta
da “Kürt sorunu” muhabbeti. Akp o lafla kendini bitirdi.

Özüne gelirsek bu ülkedeki en önemli mesele ekonomidir.

Elimizde yıllar önce kurulmuş bir boru
hattı, İskenderun’da rafineriler ve dünyaya paşalar gibi petrol
satılabildiğimiz bir yumurtalığımız var. Tek eksik büyük bir petrol yatağıdır.

Bence
pkk’ya saldırmayı felan değil Kerkük referandumunu tarışıyoruz. Zira Pkk’ya zaten saldırıyoruz. Bu yıl olacak
olan en önemli şey o referandumdur. Türkiye’deki seçimlerin önemi de bundandır. Ne olur
yani bizim için ? Ne değişecek ? İşte seçimlerle iktidara gelecek olanlar buna karar vereccektir.

Bugün milliyet gazetesindeki bir haberde AB brökratlarının K.Irak’a girilmesi durumunda AB üyeliğinin hayal olduğu söyleniyor. Peki AB’yi halk gerçekten istiyor mu ?

Bizler millet olarak hep savaşları, ölümleri, fakirliği paylaşmışız. AB bize ne verebilir ? Yılda bir kaç milyar dolar bize ilaç gibi gelir. İran’ı yaşatan şey petrolüdür. Petrolü olan bir Türkiye ?!?

İşte herkes bundan korkuyor. İşte herkes bunu tartışıyor. Kekük ne olacak ? Biz aslında bunu tartışıyoruz.

Adnn Oktr yine meydanda Salı, May 22 2007 

Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimden önce Adnn Oktr büyük bir hamle
başlattı. Bilindiği gibi kendisinin paranoid-şizofren raposu vardır.
Ancak bu kişinin adıyla özdeşleşmiş cemaat/birlik tamamen Fettullh
Güln’e bağlıdır. Amerika’daki Bush ve ekibinin de dahil olduğu
Evangelistlerle çalışmaktadırlar. Bu Adnn Oktr birliğinin asıl işlevi
çeviri yapmaktır. Evangelistlerin yayınlarında geçen İncil sözcüğünün
yerine Kuran, İsa sözcüğünün yerine Allah yazarak metinleri
türkçeleştirirler. İncil’deki ayetlerin benzerlerini Kuran’da bulurlar
ve çeviride değiştirirler.

Bu bağlamda birçok kitap dergi internet sitesine sahiptirler. Bu
kişinin hemen hepsinde adı Harn Yahy olarak geçer. Eğer kendisi ile
ilgili sitelere girer ve biyografisini okursanız, bunu da açıkça
söyler. Ancak bu kişinin değil kitap adını yazması bile başarıdır. Zira
bazı kitapları akli dengesi yerinde olmayan birinden çıkmışa
benzememektedir.

Bu yayınlarla ile ilgili olarak bu seneye kadar pek bir şey
yapılmıyordu. Nedenini ve nasılını kendi sitelerinde açıklayan bir kaç
öğretim üyemiz, Bilim ve Gelecek adlı dergilerinde “Neden Harn Yahy’yı muhatap aldık” diyerek yayınlardaki içeriğe itiraz etmeye başladılar.

İşte hem Akp’nin Amerika’dan gelen emirler gereği yarattığı
Cumhurbaşkanlığı rezaleti hem de bilim insanlarının (güya onun) yazdığı
safsatalara cevap vermeye başlaması Harn Yahy’yı kontrol edenleri
çileden çıkardı. Şu an belki haberiniz yoktur diyerek söylüyorum,
yaklaşık yüz tane web sitesine erişimi kapattılar. Bu sitelerin çoğu
hiçbir suç unsuru içermeyen, evrimle ilgili ya da onların yayınlarına
cevap niteliğinde bilimsel yazılar içeriyordu. Bazılarında ilgili
cemaat/cemaatlerden kaçanlar/kaçabilenler, oradaki durumu anlatıyordu.
Hatta Adnn Oktr cemaatine girmiş ve artık çocuklarını göremeyen
ailelerin dertleştiği siteler bile kapatıldı. Ekşi sözlük sitesinin
kapatılmaya çalışılması ile olay televizyonlara bir miktar yansımış
oldu.

Öncelikle Amerika’nın planları gereği şu an birçok şey oluyor.
Araplara satılmış olan telekom kafasına göre işler yapıyor. Mesela
inanılmaz zamlar yaptılar, muhakkak fark etmişsinizdir. Mesela bir
generalimizin telefonunun dinlenmesi de bu resimdeki bir parçadır.

Şu an Adnn Oktr ile ilgili yargıtay bir karar verdi. Bu da tesadüf
değildir. Ben olayları az çok takip ettiğim kadarıyla bu olay da
Akp’nin kan kaybetmesinin ve milli güçlerin/reflekslerin yeri büyüktür.
Aynı şekilde muhtemelen yakında çıkacak olan bir kararla Adsl
abonelerinin ev telefonu bağlatma zorunluluğu da kalkacaktır. Yani bazı
taşlar yerinden oynuyor, bazıları oturuyor.

Metal Fırtına adlı bir kitapla başlatılan pskilojik harbin sonuna
doğru geliyoruz. Bizim yenileceğimizi öngören senaryolarla üzerimize
geliyorlar. Bu bağlamda inancımızın tam ve kesin olması her şeyden
önemlidir. Her yönden saldıracaklardır.

Yıllardır yurtlar dersaneler v.s. ile kendilerine sonuna kadar inanmış,
beyinleri yıkanmış bir güruh yarattılar. Mesela bunlar için Harn Yahy
dünyadaki bilimin tek kaynağıdır. Onlar cemaatler, tarikatler biçiminde feodal bir örgütlenme
öngörmektedirler. Tek ve bütün bir oy gücü ile iktidara istediklerini
getirip emirleri yerine getiriyorlar.

Peki burada din nerede ? Ben bu tür tartışmaların bir şekilde dine
çekildiğini hep görürüm. İşte “dindarlara saygılı olmak” şeklinde
konuya yaklaşarak; yurtlar, dershaneler v.s. ile beyni yıkanmış bir
güruh yaratıyorlar. Tamamı bilimsel safsata olan şeyleri de inanılmaz
bir mali finans ile sürekli basıp yayınlıyorlar. Bu insanların bu işe
akıttıkları parayı tahmin edemezsiniz. Papalığın sadece evrim karşıtı
yayınlar için yılda 5 milyar dolar ayırdığı söyleniyor. Bu kadar büyük
bir para ona ulaşmak için her şeyi söyleyebilecek kendi “bilim
insanları”nı da yaratıyor, elbette.

13 mayis 2007 Cumhuriyet mitingi ve Zülfü Livaneli’ye attığım mail Pazar, May 13 2007 

Sayın Livaneli,

Mitingi canlı yayında KanalTürk’te izliyordum. Çünkü diğer miting yayını yaptığını söyleyen kanallar, yayınladıkları tartışma programı adlı kuru gürültülerle, oradaki ne konuşmaları ne de atmosferi yansıtmamaya yeminli gibiydiler.

Sizi orada görmekten son derece memnun oldum. Bana kalırsa sadece siyasi partiler
değil Sayın Mustafa Sarıgül’den Sayın Altan Öymen’e herkes orada olmalıydılar.
Siz de takdir edersiniz ki, bu mitingler özünde kesinlikle bundan başka bir
arzunun eseri de değildir. Eminim insanların sizlere söylemekten, sizin de
dinlemekten sıkıldığınız bir şeydir bu birleşin sözleri. Ancak bundan başka da
size diyebilecek neyimiz var ? Sizler entelektüeller
olarak bizlere yön verenlersiniz. Ancak bu mitinglerde açıkça söylenenleri
dikkate almamanız herkesi kahredecektir.

Bugün orada platformun üstünde ettiğiniz bazı sözler beni çok üzdü. Çünkü bu mitingleri düzenleyenlerin ne kadar öz verili olduğunu atladığınızı düşündüm. Umarım gerçekten size karşı yanlış bir tutum içersine girmemişlerdir. Olanlar bir aksilik bir yanlış anlaşmadır. Emin olun oraya sizi davet edenler asla böyle bir şeyi arzu etmemiştir. Olanlar en fazla basitçe birilerinin suçudur. Açıkçası sizi orada biraz gergin gördüm. Umarım artık sükunet içersindesinizdir.

Size bu e-postayı atmama neden olan olayı açıklamama izin verin. İnternette bir yazıdaki bir link !? O link haber7 aldı şeriatçı bir yayın organına ait. Orada komiteyle aranızda geçenler, Chp’den ayrılmanız, belki Sayın Deniz Baykal’la aranızın soğuk olması onları ne kadar mutlu etmiş, şaşırırsınız. Düşmanlarımız çok sayıda ve de güçlüler. Sizlerden demir lokmayı yutmanızı istediğini, halk da biliyor. Ancak bu bir Kurtuluş savaşı değilse nedir ?

Birleştirici temalı o konuşmanızı takdirle karşıladım. Ancak bazı şeriatçı yayın organlarında Sayın Türkan Saylan’dan Sayın Nur Serter’e kadar inanılmaz bir karalama kampanyası başlamış durumda.

Medya konusunda sadece şu örneği vermek istiyorum. Time dergisinin geçen ekim sayısındaki bir makaleyi okumuştum. Sonra tesadüfen aynı makaleyi Zaman Gazetesi’nin bir haberinde
gördüm. Okuduklarıma inanamadım. Makalenin 180 derece zıttını yazmışlardı. Makalenin türkçesini
internette buldum, türkçesini okumak isteyebilirsiniz diye ekliyorum.

Uzun sözün kısası; artık safların belirginleştiği bugünlerde sizi o meydan da
görmekten ne kadar mutlu olduysam orada olanlardan da o kadar
üzüldüm.

Herkesi sağduyuya çağırmak şüphesiz en doğru harekettir. Ancak kendilerini dev aynasında
görenler, iyi niyet ve hoşgörüyü zafiyet addederler. Eğer komite ve Chp ile
aranızda bir soğukluk olmadığına dair güçlü bir açıklama yaparsanız, bence bu
sırtlanlar kuyruklarını kıstırıp susacaklardır. Çünkü şu an ne koparsak diye
kuduza dönmüş durumdalar. Elbette bizi üzen, sizin başınıza gelen istenmeyen
olayları fırsat bildiler. Hoşgörü sözcüklerinizi de ancak bu sözlerin muhatabı
olmayı kabul edenler alabilecektir. Herkes değil.

Saygılar, sevgiler.

Sonraki Sayfa »