Radikal Analizi, Analiz Edersek Pazar, Şub 22 2009 

radikal

Salak tv showları üstünden analiz yapmacalar.

Olmayana Ergi falan yazmayacağım. Nette bu mevzu almış yürümüş. Ben de yorumumu katacağım.

Sorun nasıl daha elitist olunacağı mıdır ? Yoksa, “biz öyle değiliz” demece midir ? Bir sorun var ama o nedir ?

Analizi analiz ediyoruz ya bakınız: Argumentum Ad Hominem; yazar tipik bir Türk evini ilk defa görüyor herhalde. Uzaylı gören masum köylü hesabı bir yazı yazmış. Konakta büyümüş anlaşılan. Bahçeşehir Üniversitesine de böyle bünyeler yakışır zaten.

Ben mi ? Vallahi memur çocuğu olarak geldim dünyaya. Ben de memurum, gayet de memnunum yani !!! Ne olacaktı ayrıca ? Bu paraya bu kadar oluyor.

Bunun haricinde:
Ekşi sözlüğe girip bir dünya Semra hanım yazısı gördüğüm günü hiç unutmam. Rahmetli Özal’ın karısına bir şey oldu sandıydım. Benim anladığım kadarıyla bu insanlar bu programları izliyorlar. Bu yazarlardan bahsediyorum. Zira ben hiç izlemiyor ve bu konuları bu kişilerden öğreniyorum.

Şimdi bu salak programları izliyor diye millete laf sokuşturmaya çalışıyorlar.

Radikal Gazetesi böyle dimağlara ruhunu açmış bir gazetedir. Bulanık suda balık avlayanlar. Su duruysa suyu bulandıranlar. Tatlı su balıkçıları sizi. Aklıma gelene bakın ! İbo’nun karısı mıydı metresi miydi neydi ? Birbirinin bacaklarına sıktıranlar vardı. Şimdi bu olaylar gündemin tepesindeydi. Radikal alışılmış ve geleneksel olanın belirgin biçimde dışında ya !!! Yesinler. Bunlar bu mevzuyu haber yapmamışlar. Protesto etmişler diğer gazeteleri. Bütün basın bu olanları manşetten verirken, Radikal haber bile yapmıyor. İşte sorumluluk bilinci işte gazetecilik, medyacılık örneği değil mi ? Ben de bunları burada eleştiriyorum! Değil canım!

Radikal gazetesi keşke o mevzuyu haber yapsaydı. Keşke haber yapsaydı da şu yaptıklarını yapmasaydı. Bu olayları haber yapmadığını yaklaşık iki hafta boyunca yazdı. Evet tüm köşe yazarları bunu yaptı. Belki Murat Belge yazmamış olabilir.

Şimdi benim gibi İbo’nun karısıyla metresiyle ilgili haberlere bakmayan birini düşünün. Benim gibi şu yemek programlarını bilmeyen birini düşünün. Ben elitist miyim ? Ben o muyum ? Şu muyum ? Bilemiyorum. Peki ben neden Radikal gibi bir gazetede, hem de Radikal 2 gibi pek sevdiğim bir ekte bu tür haberlere mağruz kalıyorum ?

Yani Radikal de diğerleri gibi bunları haber yapsın herkese satsın. Bana ben bunlarla ilgilenmiyorum, bak ben bunları böyle eleştiriyorum diye satmasın.
Herşey tartışılır ancak bu şekilde değil. Radikal’in üslubu hiç hoş değil.

Reklamlar

Bir İstiridye Hikayesi Perşembe, Şub 19 2009 

Bugün reklamlara tıklıyorum her ne hikmetse. Radikal Gazetesindeki “Zümrüt Apartmanı enkazından çıkan ‘miras’ davası” haberini okuyordum. Altta;

İstiridye içinde Gerçek İnci

İstiridyeli Kolye Set Sadece 100TL

Klasik Değil, Sıradışı Bir Hediye

http://www.istiridyeinci.com.tr

bununla karşılaştım. Tipik bir reklam. Ancak beni nerelere götürdü!

Belki de öncesinde okuduğum haber ve ona bağlı aklıma gelen binbir düşünceyle de ilgilidir bunlar. Elim bir olay sonucu iki vefaat. Sonrasında ortaya çıkan miras kavgası! Bilirkişiye bile danışılmadan verilen mahkeme kararı! Sonrasında Adli tıbba gelen konu! En sonda 6 milyon liralık serveti hayır kurumlarına bağışlayacağını söyleyen kadın! Her biri ayrı bir başlık olabilirdi. ne çok soru ve sorun vardı. Gözüme batan reklam tam da bu anda beni benden aldı.

İçimdeki meraklı çocuk hemen atladı. Aklıma Steinbeck’in Altın Kupa’sı geldi. Aklıma kuyum ustası bir arkadaşımla yaptığımız sohbetler geldi. İnci evet gerçekten de dikakt çekici bir güzellik. Merak, hayret ve hayranlık uyandıran bir şey.

Evreni ve doğayı doğru bir şekilde anlayabilmek. Zamanımın çoğunu geçirdiğim kütüphaneler, kitaplar, internet, yazılar, filmler v.s. v.s.. Boş tartışmalar ki bunalara Masumiyeti kaybetmek’de değinmiştim. Şimdi inciye daldım gittim. Black Perl (Siyah İnci) ne kadar da çok yerde geçersin sen. Karayip Korsanları filmi gelir aklıma. Sonrasında insanın üstünde hala yaşıyor olması incinin. Artık çiftliklerde yetiştirilmesi. Aklınıza gelecek her şeyin tarımının yapılıyor olması. Gerçekten de tarım insanlığın bulduğu en büyük icat.

İnci ve kadın! İşte muhteşem ikili. Güzelliği başka nasıl sembolize edebiliriz ki ? Bana güzelliğin resmini yapabilir misin Abidin ?

Tabi girdiğim site gözlerimi kamaştırdı. Ayrıntılı bilemiyorum ancak gerçekten güzel fikir. Öncelikle aldığın inciyi istiridye’den kendin çıkarıyorsun. Yani daha ne olsun ? Ardından sitesiyle yapısıyla çok başarılı bir girişim. Tabi Carmen Electra’ya Beyaz’ın hediyesi olarak sunulması da harika bir şey. Bunu da sitesinden öğreniyoruz. Başka inciyle ilgili her şeyi de sitelerine koymuşlar. Çok başarılı buldum.

Aklıma kendi yetiştirdiği tavuğu yiyen adam geldi. Nasıl yani ? Evet biz şehirliler pek bilmeyiz işte böyle şeyleri. Tavuğun bile bir canı vardır. Hayatın her türlüsü kutsaldır. Öldürdüğün o istiridye’den aldığın inciye özen göster. Yediğin her hayvana saygı duy. Ziyan etme, eziyet etme. Sen de bir parçasısın bu evrenin, bu dünyanın.

Özümse, içselleştir. İnsan doğuyor her şeyi ağzına almaya başlıyor. Çevresini öyle öğreniyor. Kokluyor, bakıyor, dinliyor. İnsan çevresini içselleştirdikçe büyüyor. Ona belirli kurallar öğretiliyor. Daha çok küçükken her yere kakasını yapamayacağını öğreniyor. Oyunlar oynuyor, sesler çıkarıyor. Çevresiyle bütünleşmeye başlıyor. İçinde yaşıyor. Yaşam alanını kavrıyor. İnsanın düşündüğü çevre ne kadar büyükse, insan da o kadar büyüyor.

İstiridye içine giren bir kum tanesini, bir paraziti bazen inciye dönüştürür. Kendisinden olmayan o parçaya karşı bir savunma geliştiriyor. Onu katman katman sarıyor. Ondan dünyanın en güzel şeylerinden birini yapıyor. İstiridye içine giren şeyi dışarı atamıyor. Bazen de böyledir işte.

Bu yazıları okuyanların bazı insanların da içlerinden atamadıkları, onunla yaşamak zorunda oldukları bir inançları – tanrıları var. Onu dünyanın en güzel şeyi haline getirmekten başka çareleri de yok.

Ha bu arada kimsenin aklına gelmemiş mi bilmiyorum. Çok mu pis boğazım onu da bilmiyorum. Bu inciyi çıkardıktan sonra bu istiridyeleri yiyebiliyor muyuz ?

Fikren Zalim Perşembe, Şub 19 2009 

Gitmeli diyordu, doktor zorunlu hizmete

Gitmeli diyordu, öğretmen de doğuya

Gitmeli, gelmeli, yapmalı, etmeliydik

Sağcıydık, solcuyduk, dinciydik, laiktik biz.

Bizler 1500 yıl önce yazılmış bir kitabın evrenin tüm sırlarına vakıf olduğuna inananlar,

Bizler çöldeki hayat tarzı ile şehri, bin yılları öncesi ile bugünü karıştıranlar,

Bizler aynı dili bile konuşamayan, istemeden kader birliği yapanlar,

Cehennem yaratılmıştı, cezamız kesmişti, zalimdi tanrımız.

Bizler kendimizin yapmayacağı her şeyi başkasına reva görenleriz. Tutarsız, yalancı, hayalperest, çıkarcı, üç kağıtçı, çoğu zaman soysuz ve hainiz. Evet hainiz, içimizdeki hainiz biz.

1980 yılında sırf Yunanistan Nato’ya girsin diye vatanı satan darbecileriz biz. En güvenilen kurumun başıyız.

Bizler üç kuruş menfaati için her şeyi yapan ama komşusu üç kuruş kazanınca gözüne batanlarız. Bizleriz o hain ve zalim olan.

Fikren zalimiz. Çünkü dinizim böyle, adetimiz böyle, görgümüz böyle.

Sen bir mahkumsun diyor Benny Benassi, yüzünü değiştirebilirsin ama düşüncelerini değiştiremezsin (no matter what you do isimli şarkısında).

Devlet Anayasa gereği halkına eğitim sağlık gibi konularda hizmet vermekle yükümlüdür.

Bu yükümlülükleri yürütme organı aracılığıyla yapar (hükumet yani).

Hükumet ülkedeki kamu kuruluşlarını satıyor, piyasayı liberalleştiriyor*. Yükümlü olduğu işlerin dışındaki her türlü düzenlemeyi serbest piyasa, özgürlük gibi ortamlarda yapıyor. Ancak nedense kendi vermek zorunda olduğu hizmetler için birden komünist/faşist/diktatör kesiliyor. Fikren zalimler. Bir şeyi başka türlü yapmayı bilmiyorlar . Bilmiyorlar zordan başka yol. Oysaki vermek zorunda olduğu hizmetler için de diğerleri gibi serbest piyasa ilkelerini kullanabilir. Ancak bir işi yapmanın iki yolu var bu ülkede. Ya zorla ya da peşkeş çekerek birilerine yaptırırsınız.

Peki peşkeş çekilmiş her iş, o işe talip olan diğer insanlar için bir ehliyet ve liyakat arayışı değil midir ? O işi ben de yapamaz mıydım ? Bu işe layık değil miyim ? Bu işi ben neden hak etmedim ? Peki peşkeş çekilen her iş, adaletsizlik kaynağı değil midir ? O zaman adaletin olmadığı yerde bu birilerine eziyet değil midir ?

O zaman zorla ya da peşkeş çekilen her iş, yani bu ülkede yapılan her iş zulümdür. Eziyet üstüne ne bina edilir ? Bu bina bir gün çökmez mi bre gafiller ?

Evine ekmek götürmek zorunda olan adamın senin damadının karşısında ne şansı vardır be hey başbakan ? Sen zalim değil de nesin ? Çalık grubuna verdin Sabah-Atv grubunu. Bunu gören yabancılar bile yatırım yapmaz oldu ülkeye.

Sen bir işi zulm etmeden yapamaz mısın ?

Sen zalimler ve hainler ülkesinin başbakanısın. Evet bu insanlar o yüzden seni seviyorlar. Çünkü kültürünüz, dininiz, görgünüz bundan ibaret.

Sizler fikren zalimsiniz. Her yaptığınız eziyettir bu yeryüzünde. Çünkü zulümden başka yol bilmiyorsunuz.

Özgürlük hepinizi ezip geçecek bunu iyi bilin. Sadece kendiniz için istediğiniz o özgürlük. Hani türbana özgürlük var ya! İşte sadece kendinize istediğinizden ulaşamadığınız o ülkü. İşte tanrısından sadece kendisi için bir şeyler isteyenlerin ülkesinde, sadece kendisi için özgürlük isteyenler. Şunu bilin ki yanlış yoldasınız!

HIRSIZ-POLIS-ENGEREKON Perşembe, Şub 19 2009 

Mahallenin Sağlık Ocağına Karakoldan getirilen şüphelinin bileğinde damgası vardı. İlk bakışta göremeyen doktor darp-cebir izlerini yazarken şüphelinin elini çevirdi ve gördü. Doktor’un gördüğünü gören Polis memuru bozuldu biraz ama bir şey de diyemedi. Öylece raporu alıp gittiler. Yazık dedi doktor arkalarından. Genç hırsıza üzüldü başına gelebilecekleri düşünmüştü, yazık demişti. Gençti ve neler olabileceğini bilmiyordu hırsız. Ancak doktor çok adli muayene otopsi yapmış. Tecavüze uğrayanından, şişlenenine kadar tüm suçluların en büyük ortak noktaları cehaletleriydi. Bilmiyordu bilemiyordular başlarına ne gelebileceğini.

Şimdi diye içinden geçirdi doktor, hastanın dosyasına bakarken. Şimdi… Üniversite hastanesinde stajını yaparken daha ötesi yoktu. Hastayı sevk edilebilecek başka üst bir yer yoktu. Doktorlar da dosyayı kapatamıyordu bazen. Bazen işte girip çıkıyordu hastalar hastaneye, ölmüyordular da bir yerde. Dosyalar…

Şimdi dosyalar vardı işte polisin elinde. Açık dosyalar. Birikmiş. Hafiyeliği sevse de sevmese de en çok savcılar yapardı bu ülkede. Ellerinde birikirdi dosyalar.

Şimdi dosyalar vardı savcıların elinde, açık, birikmiş.

Bu çok bildik mahalle polisi taktiğiydi,

Kapatmak için dosyaları,

Yıkmak!

Bir hırsız yakalandığında en az 4 hırsızlığı daha itiraf* ederdi. Zira suçu değişmezdi zaten. Onu da sen yaptın derlerdi.

Şimdi engerekon savcıları da böyle. Birini tutunca üstüne yıkıyorlar. Yıkıyorlar eski dosyaları. Doğru ya da yanlış kapatıyorlar dosyaları.

Akp Kapatılma iddianamesi Pazartesi, Mar 17 2008 

İddianamenin girişi gerçekten çok bilgi vericiydi paylaşmak istedim.

Toplumların yerleşik bir yaşama geçmeleri giderek örgütlenmelerini gerektirmiş; örgütlü toplumlarda ise yönetime katılma istekleri, ortak paydalar çerçevesinde bir araya gelen siyasal yapılanmaları doğurmuştur

Ortak düşünce sahibi bireylerden oluşan yapılanmaların yönetimde yer alma ve siyasi iradeyi kullanma istekleri, bu amaca ulaşabilmek için siyasi parti denilen örgütlenmeleri ortaya çıkarmıştır. Hatta giderek düşüncelerin farklılaşması karşısında, çoğulculuk içerisinde bu parçalar, farklı siyasi partilerin oluşmasını sağlamıştır. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez ögeleri olmalarına karşılık modern siyasi partiler toplumsal yaşamdaki yerlerini 19 ncu Yüzyılda almışlardır. Tarihsel evrimleri sonucunda günümüzdeki siyasal partiler belirli siyasal düşünce ve amaçlar çerçevesinde birleşen yurttaşların, özgürce kurdukları ve özgürce katılıp ayrılabildikleri kuruluşlardır. Kamuoyunun oluşmasında diğer kurumlardan daha güçlü etkisi bulunan siyasal partiler, yurttaşların ülke yönetimine ilişkin istem ve özlemlerinin gerçekleşmesine çalışan ve siyasal katılımı somutlaştıran hukuksal yapılardır.

Demokrasinin vazgeçilmezleri, olmazsa olmaz kurumları olarak nitelenen, özgürlük, siyasal katılım ve hukuksallığın ulusal araçları durumunda bulunan siyasi partilerin, devlet yönetimindeki etkinlikleri ve ulusal istencin gerçekleşmesindeki rolleri nedeni ile, anayasakoyucu, partileri öteki tüzel kişilerden farklı değerlendirerek, kurulmalarından başlayıp çalışmalarında uyacakları esasları ve kapatılmalarında izlenecek yöntem ve kuralları özel olarak belirlemiştir. Temel hak ve özgürlüklerin ve özellikle örgütlenme özgürlüğünün kullanılmasındaki kurumsal önem ve işlevleri çerçevesinde uluslararası sözleşmelerde de siyasi partiler hakkında düzenlemelere yer verilmiştir.

Siyasal partilerin, uyacakları esasların Anayasa’da yer alması, çalışmalarının anayasa ve yasalara uygunluğunun özel biçimde denetlenmesi, onların olağan bir dernek sayılmadıklarını, demokratik yaşamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğrulamaktadır.

Ancak siyasi partilerin demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmaları, devlet örgütü ve kamu hizmetleriyle yoğun ilişki içinde bulunmaları, onlara sınırsız bir faaliyet alanı ve özgürlük olanağı sunmaz. Siyasal partilerin baskı ve engellerden uzak kalmasını sağlamaya yönelik “kurulma ve çalışma özgürlüğü”, Anayasa ve bu alanı düzenleyen yasalarla sınırlıdır. Uluslararası sözleşmelere uygun yorumlanan bu düzenlemeler çerçevesinde, varlık nedeni demokrasi olan siyasi partilerin demokrasi düşüncesinden uzaklaşmaları ve demokrasiyi yok etmeye çalışmaları durumunda, yaptırımlarla karşılaşmaları söz konusudur. Eylemlerinin yoğunluğu ve sosyal gereksinim yönünden başvurulacak son yöntem ise demokrasi düşüncesiyle bağdaşmayan eylemlerin odağı olan bir siyasi partinin kapatılmasıdır.

http://www.as-add.de/dokument/iddianame.doc

Tayyip Erdoğan’ı Korumalıyım! Pazar, Mar 16 2008 

1969 Kasım’ında Ankara’da doğdum. Babam Polis memuru idi, Tayyip Erdoğan’ı korumalıyım. Ortaokul’a giden bir oğlum var, şimdilerde buna ilköğretim deniliyor, Tayyip Erdoğan’ı korumalıyım. Belki bazıları beni anlamayacaktır ama bu benim işim.

Göreve getirilmemde gittiğim Cuma’ların bir etkisi olmuş olabilir. Etrafında kendine yakın insanlardan oluşan bir halka var ama o halkanın dışında da başka halka var. Profesyonel olmayanların işimize burnunu sokması zaten yeterince yanlış. İşimi yapmalıyım.

Göreve ilk geldiğim zamanlarda onu kimden, neyden koruyacağımı tam olarak bilmiyordum aslında hala da bilmiyorum.

Benim dahi müdahele edemeyeceğim şeyler vardır. Şeker hastası olması ya da bir Askeri darbe gibi. Ancak ben işimi yapmalıyım.

Karımın başının açık olması iç halkadaki bazı kişileri rahatsız ediyor. Her görüşüne katılmadığımı bilen var. Siyasetle işim olmaz ama ben de bir seçmenim. Bu çok zor bir durumdur. Genelde bizim pozisyonumuzdakiler belki böyle büyük kişiliklerin yakınında olmaktan belki de kendi geleceğimiz için en iyisi olacağından, hep yakınındaki siyasilerin adamı gibi görülür. Bizden hep bu beklenir. Neyseki burada kimliğim yok ve özgürce içimi döküyorum. Ben sadece işimi yapıyorum.

Tayyip bey iyi birisidir. Bir liderdir. İyi bir hatiptir. Başbakandır. Benim için ise sadece bir iştir.

Ona diğerleri dediği insanlardan nefret mi ettiğini soramam! Onun aklını okuyamam ama yaptıklarına ve yapacaklarına bakarım. Her hareketi bizim için önemlidir. Nereye gidiyor, ne yapıyor, ne yapacak bilmem gerekir. Gerekirse değiştirir, gerekirse gizler, gerekirse kendisiyle konuşurum. Benden beklenen vazifeyi layığı ile yapabilmem bunlara bağlıdır. Ettiği bir söz başına iş açar mı diye bakarım ama bir avukat gibi değil. Teröristlerin işi belli olmaz, suikastlar Amerika’da bile oluyor. Bunun gelişmişlikle aslında alakası yoktur. Büyük oyunlar her zaman vardır. Bazıları hep bir şeylerin peşindedir, biz de onların peşindeyiz.

Tayyip bey’in konuşmalarından olası düşmanlarını araştırmaya karar verdik. Ne Yargıtay’dan ne de Üniversiteler’den bir sonuç çıktı. Ancak benim işim bu! Düşmanlar daha yapmadan önce planlarını bilmeliyim.

Askeriye ile uğraşmamız mümkün değil. Onların da suikast yaklaşımları hep kendi içlerine yöneliktir. Siyasilere bakışları farklıdır. Dış istihbaratlar çok rahat görünüyorlar. Tayyip beyden memnun olmayan yok gibi. Ancak bulmalıyım. Şu an birileri bir plan yapıyor ve onlardan önce biz harekete geçmeliyiz.

Halk en büyük sorun. Çünkü diğerlerinin içinde halk da var. Tek tek insanları araştırıp Tayyip beyi koruyamayız. Çünkü halkın içinde her tür insan vardır. Başörtüsü takıp cinayet işleyeninden, mini etek giyip hırsızlık yapanına kadar.

Onu bunu bilmem, Tayyip bey’i korumalıyım, Sayın Erdoğan’ı. Acaba sözlerine karşımalı mıyım? Onu kendisinden, yok yok olmadı. Şöyle demeye çalışıyorum, onu bu saldıgan üslubundan vazgeçirmeli miyim? Acaba sorsam bana düşmanlarını, şu diğerlerini söyler mi? İşimi kolaylaştırması bence onunda faydasına olacaktır.

Sizce sorsam söyler mi?

Dünya Paris Hilton’u adam ediyor. Cumartesi, Haz 9 2007 

Dünyayı umursamaz bir edayla yaşıyordu. Erkek arkadaşıyla yaşadığı yatak maceralarını kendisi satmak istedi. O hep şımarıktı. Çok da ilgilendirmiyordu hiçbir şey onu. Kâh Britney Spears ile kâh başkasıyla barlardaydı. Sesi yoktu ama müzik albümleri yapıyordu. Oyunuculuğu yoktu ama filmler çeviriyordu. Zaman aktı, zaman döndü. Bir eğlencelik olarak kaldı. Bir eğlencelikti artık o popcorn olmuştu, mezeydi o. Şimdi hapsi kaldırmıyordu bünyesi. Yalvar ayakar çıkarttılar ama fazla duramadı dışarda.

Ağlıyordu hapse geri dönerken, mızmız değildi. Şımarık hiç değildi. o ağlarken insanlar hâlâ onun memelerine bacaklarına bakıyordu. Belki de gerçekten en acınacak haldeydi. Belki de merhamete en ihtiyaç duyduğu anı yaşıyordu hayatındaki. Kimse bunlarla ilgilenmiyordu. Acılar paylaşılarak hafifler ama o hiçkimseyle paylaşamıyordu acısını ve her an büyüyordu acısı.

Eskiden o dünyayının hallerini umursamıyordu, şimdi ise dünya onun.

Bizler düşene güleriz be kızım doğamız bu.

Sen gülünce gülenler sen ağlayınca seninle ağlayacaklar mı sandın ?

Herkes kıçıyla gülüyor şimdi sana. Herkesi adam ediyor dünya, işte bir şekilde!

Open Dns Cumartesi, Haz 2 2007 

Bu konu bu aralar bizim için çok önemli. TTnet kafasına göre önüne gelen siteyi blockladığından bu şart olmuş durumda. Buraya copy/paste yapmak istemediğimden bir adres vereceğim. Arkadaş blogunda gayet güzel yazmış.

http://az.cokh.net/yazilar/opendns/

Beni söylemek istediğim ise şu, bu kadar uzun lafa gerek yok.

Dns sunucunuzu otomatik değilde
208.67.222.222
208.67.220.220

adreslerine yönlendirin.

Vatandaşa Tokat Çarşamba, May 2 2007 


İşte sorumluları ortada dolaşan terbiyesizlik.
İşte Akp’nin son günlerinde halka uyguladığı eziyet.

1 Mayıs 2007’nin düşündürdükleri Salı, May 1 2007 

İktidar (çünkü bir ülkede iktidar olanlar o ülkedeki sadece iyi şeylerin değil kötü şeylerin de sorumlusudur),

Valilik (çünkü yerel yönetimin tepe noktasıdır ve o bölgedeki halktan doğrudan sorumludur),

Polis (çünkü tutumunda en ufak bir iyi niyet söz konusu değildir),

elele vermiş, İstanbul Halkı’na görülmemiş bir eziyet çektiriliyorlar. İşine gidebilmek için, dört saat boyunca yürüyen insanlar var. 14 ve 29 Nisan mitinglerine ses çıkaramayan hükümet, hıncını işçiden almaktadır.

Kapkaç almış yürümüş, uyuşturucu patlamış, fuhuş desen münferit artık. Bunlar değil mi İstanbul’un sorunları ? Bu değil mi gelecek kuşaklara bıraktığımız ? Şimdi birden şahin kesiliyorlar.

Akşam gene çıkar açıklarlar, işte bunları yaptık ama bakınız neler bulduk ? Şu kadar sayıda YASA DIŞI TAŞ VE SOPALAR ele geçirilmiştir.

Bu kadar da aciz ve komikler.

Yasal mermilerle mi neyle öldükleri bile belli olmayan 37 kişiyi anmak istemek işte bu kadar dert oluyor onlar için. İşte böyle hiç çekinmeden insanlara eziyet edebiliyorlar.

Sonraki Sayfa »