akilli tasarim Cuma, Eyl 2 2005 

yeni moda bir kuram gibi dursa da, kökünün çok eskilere dayandığı gün gibi aşikardır. işin ilginç yanı bu “intelligent design” yani akıllı tasarım ya da zeki tasarım kuramı, tamamen akıl dışıdır. kuramı açıklayan bir kaç evangelist bilimadamının “bu kuram dini değil ama isteyen din faydalanır” nidalarına neremizle gülmek gerekir bilemiyorum. bu kuram aslında bir tür pazarlıktır. papalık ve diğer büyük olşumlar evrimin reddedilemeyeceğini çok iyi biliyorlar. bu yüzden evrimin temel postülatlarını alıp, izolasyona bağlı tür çeşitlenmelerini kabul etmeyerek, türlerdeki çeşitliliği “akıllı tasarımcı”nın belirlediği gibi bir varsayıma dayandırmaktadırlar. ayrıca bu kuramın eleminasyona bağlı tür kayıplarını açıklaması mümkün değildir.

yıllarca gözün evriminin açıklanamaması gibi olguları, bir haber gibi yaydılar durdular. ancak Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuarı’nın (EMBL) 29 Ekim 2004 SCIENCE’da yayınlanan ve gözün evrimini açıklayan makalesini hiç duyurmadılar. artık dini teorilerine kılıf uydurmak için ayırdıkları milyar dolarlık bütçelere rağmen, hezimet üstüne hezimet yaşamak zor gelmiş olacak ki, bu yeni “uzlaşı formülü”nü buldular. nasıl ki dünya düz değilse ve galileo’nun dediği gibi “herşeye rağmen dönüyor”sa evrim teorisi de inkar edilemez bir gerçek olmuştur.

akıllı bir tasarımcı kuramı temelinden yanlıştır. çünkü bilinen tek akıl insan aklıdır. bu kuramı doğru kabul ederek elimizdeki gerçeklerden hareketle, “ancak akıllı bir tasarımcı, insanınki gibi bir aklı tasarlıyabilir” demek gerekir. bu durum kendi içinde bir paradoksa neden olur. bizim de akıllımızın olduğu ve tasarım yapabildiğimiz bir gerçektir. bunları başka üstün bir tasarımcıya bağlarsak; o zaman o, tasarımcının da akıllı olabilmesi ve tasarım yapabilmesi yine başka bir tasarımcıya bağlıdır. demektir. yani “bizi dünyaya uzaylılar ekti” gibisinden bir çıkarsama, “peki uzaylıları kim ekti ?” gibisinden başka bir çıkarsamaya neden olur.

akıllı bir tasarımcı olmadan akıllı bir yaratık varolamazsa, akıllı tasarımcıyı da yaratan bir akla ihtiyaç duyarız. bu sonsuz döngüsüyle bir paradokstur.
akıllı bir tasarımcı var ise buna kanıt gerekir ! ki kanıt varsa diğer tartışmalar zaten boştur. o zaman ilim-bilim onun peşine düşmek gerekir. biri, bizi tasarladıysa, onu da biri tasarlamıştır. eğer biri ısrarla onu tasarlayan yok diyorsa, bizi tasarlayan neden vardır ? buna cevap vermelidir.

biz akıllıyız, o kadar akıllıyız ki; bizi tasarlayan akıllı bir tasarımcıyı tasarlıyoruz. bilinen tek akıl bizde olduğuna göre ? ben varım, akıl var, bilinen tek akıl insanınki ise, tasarımcıyı tasarlayan da biziz.
işte asıl akıllı dizayn budur.

yoksa intelligent design diye bişe uydurmak, kendi içinde çelişkili kuramlara neden olur. bilimde açıklanamayan veya (n)’inci derece diferansiyel denklemlerle açıklanabilen moleküler karmaşıklıkların varlığı, ancak bizim cehaletimizi ortaya koyar. bizim cehaletimiz tasarımcıya delil değildir.

“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez, ama gider düzineyle Tanrı yaratır.” (Montaigne)

Demir tavinda dovulur Cuma, Eyl 2 2005 

taşlar birleşip bina olur mu ? şu binalar yıkılsa boing uçağı olur mu ? gibi önermelerin es geçtiği kaidedir.

http://www.kimyamuhendisleri.com/index.php?sayfa=periyodik_tablo/periyodik_cetvel.html
arkadaşlar öncelikle atom gerçeğini iyi bilmeliyiz. atomlar kendi içlerinde belirsizlik içeren * kararlı yapılardır. bunlar periyodik cetveldeki şekilde bulunurlar. bunların uzun süre kararlı olanları sınırlı sayıdadır. bunlardan da bir kısmı reaksiyonlara katılmaz, (soygazlar) bir kısmı ise çok zor reaksiyona girerler. bu cetveldeki atomlar da dünyada aynı oran bulunmazlar. bunlardan bir kaç tanesi çok bulunurlar.

bina yıkılıp boing olur mu ? örneğini atom boyutuna indirgemek mümkün değildir. bırakın atomlarla-binayı, moleküllerle-binayı karışlaştırmak bile mümkün değildir. newton fiziği günlük hayatımızda neredeyse hatasızdır. ancak çok büyük hızlar gibi değerlerde genel rölativiteye ihtiyaç duyarız. aynı şekilde atom boyutunu da kuantum fiziği ile açıklarız. bunlar bizim dünyamızdakinden biraz farklı fizik kuralları içerir. bunun nedeni, çok büyük büyüklüklerin ya da çok küçük küçüklüklerin kendi aralarındaki etkileşimlerinin (fizik kurallarının) bizimki ile açıklanmasının basitlikle-mümkün olmamasıdır.

bugün bir uydu’nun yörünge hesabı gibi hesaplarda genel rölativiteyi dikkate almazsanız (yani uzay-zamanın eğrilmesini) uydunuzu düşürürsünüz. bugün bir kimya labaratuarında deterjan üretirken, hesapları klasik kalıpların dışına taşırırsanız da ne işinizi yapabilirsiniz ne de bu yükün size bir getirisi olur.

yani demir tavında dövülür.

binadan boing olmaz ama atomdan amino asit-nükleik asit kolaylıkla olur.

olayı günlük boyuta indirgemek mümkün değildir. öyle olsaydı herkes kimya mühendisi, herkes biyolog olurdu.

Evrim Teorisi Cuma, Eyl 2 2005 

7.5 ytl verilerek ve kör saatçi okunarak, bu yaz tatili bu teori biraz öğrenilmiş olacaktır. tesadüf neymiş, kendiliğinden oluşum hangi teoriymiş öğrenilecektir. java adamı, pekin adamı sevsinler seni pelikanlar. insanın iyi bilmediği bir konuda böyle futursuzca konuşması yanlıştır. öncelikle dünyadaki hiçbir insanı aptal sanmayın. sonra dünyada ömrünü ilime-bilime vermiş profesörleri bir yana atıp, manken meraklısı bir adamın zırvalarıyla konuşmayın. hayatınızı parlak saçlı harun yahya severler olarak sürdürmek yerine, kendinizi geliştirin. sizin ya da bizim ellimizde olmayan şeylerden biri de, galileo’nun dediği gibi dünyanın dönmesidir. galileo bunu söylediğinde hiç bir din bu gerçeği kabul etmiyordu. ama bilim dinlerden fetva alınarak yapılmaz. dünya da, dinler istiyor diye dönmekten vazgeçmez.

bugün evrim tıptır, botaniktir, biyolojidir, antropolojidir, paleotolojidir, embriyolojidir v.s. v.s. v.s. … adama gülerler çocuğum. bugün evrim yoktur demek, dünya öküzün boynuzlarındadır demektir, dünya düzdür demektir, dünya evrenin merkezindedir demektir. bugün evrim yoktur demek evrimi bilmemektir.

yok darwinizm, yok şu gavat şöyle demiş, demişler demişler yünleri emmişler. nağra atarak, götüyle evrimi yıkanlar! acaba hayatlarında bir dna izole etmişler mi ? tirozmili bir insana ne cevap vermişler ? hiç şifa aramışlar mı ? bir bitkinin köküyle gövdesiyle sırrına erebilmişler mi ? ne kolay öyle, ne kolay-ne kolay. onbinlerce üniversite, milyonlarca bilimadamı, binlerce bilimdalı. “maymundan değil eşşek ortak atadan” bunu bile anlatamadık.

en hafifinden anırmaktır yapılan. hangi postülat ? hangisi karınlarında ağrı yapıyor ? dertleri ne ? ne istiyorlar ? bugün fazla dillendiremedikleri arkeolojiye-antropolojiye-palentolojiye-jeofiziğe-meteorolojiye … de yarın dadanacaklar. çünkü onlar da kutsal*larla çelişiyor. nolacak ? her bilim, her ilermeye düşman mı olunacak ? elbette olunacak.

şeyhler-şıhlar-hoca efendiler, ağalar-paşalar-kodamanlar yaşasın ortaçağ.

kim demiş aristo öldü ?

« Önceki Sayfa