Adnn Oktr yine meydanda Salı, May 22 2007 

Özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimden önce Adnn Oktr büyük bir hamle
başlattı. Bilindiği gibi kendisinin paranoid-şizofren raposu vardır.
Ancak bu kişinin adıyla özdeşleşmiş cemaat/birlik tamamen Fettullh
Güln’e bağlıdır. Amerika’daki Bush ve ekibinin de dahil olduğu
Evangelistlerle çalışmaktadırlar. Bu Adnn Oktr birliğinin asıl işlevi
çeviri yapmaktır. Evangelistlerin yayınlarında geçen İncil sözcüğünün
yerine Kuran, İsa sözcüğünün yerine Allah yazarak metinleri
türkçeleştirirler. İncil’deki ayetlerin benzerlerini Kuran’da bulurlar
ve çeviride değiştirirler.

Bu bağlamda birçok kitap dergi internet sitesine sahiptirler. Bu
kişinin hemen hepsinde adı Harn Yahy olarak geçer. Eğer kendisi ile
ilgili sitelere girer ve biyografisini okursanız, bunu da açıkça
söyler. Ancak bu kişinin değil kitap adını yazması bile başarıdır. Zira
bazı kitapları akli dengesi yerinde olmayan birinden çıkmışa
benzememektedir.

Bu yayınlarla ile ilgili olarak bu seneye kadar pek bir şey
yapılmıyordu. Nedenini ve nasılını kendi sitelerinde açıklayan bir kaç
öğretim üyemiz, Bilim ve Gelecek adlı dergilerinde “Neden Harn Yahy’yı muhatap aldık” diyerek yayınlardaki içeriğe itiraz etmeye başladılar.

İşte hem Akp’nin Amerika’dan gelen emirler gereği yarattığı
Cumhurbaşkanlığı rezaleti hem de bilim insanlarının (güya onun) yazdığı
safsatalara cevap vermeye başlaması Harn Yahy’yı kontrol edenleri
çileden çıkardı. Şu an belki haberiniz yoktur diyerek söylüyorum,
yaklaşık yüz tane web sitesine erişimi kapattılar. Bu sitelerin çoğu
hiçbir suç unsuru içermeyen, evrimle ilgili ya da onların yayınlarına
cevap niteliğinde bilimsel yazılar içeriyordu. Bazılarında ilgili
cemaat/cemaatlerden kaçanlar/kaçabilenler, oradaki durumu anlatıyordu.
Hatta Adnn Oktr cemaatine girmiş ve artık çocuklarını göremeyen
ailelerin dertleştiği siteler bile kapatıldı. Ekşi sözlük sitesinin
kapatılmaya çalışılması ile olay televizyonlara bir miktar yansımış
oldu.

Öncelikle Amerika’nın planları gereği şu an birçok şey oluyor.
Araplara satılmış olan telekom kafasına göre işler yapıyor. Mesela
inanılmaz zamlar yaptılar, muhakkak fark etmişsinizdir. Mesela bir
generalimizin telefonunun dinlenmesi de bu resimdeki bir parçadır.

Şu an Adnn Oktr ile ilgili yargıtay bir karar verdi. Bu da tesadüf
değildir. Ben olayları az çok takip ettiğim kadarıyla bu olay da
Akp’nin kan kaybetmesinin ve milli güçlerin/reflekslerin yeri büyüktür.
Aynı şekilde muhtemelen yakında çıkacak olan bir kararla Adsl
abonelerinin ev telefonu bağlatma zorunluluğu da kalkacaktır. Yani bazı
taşlar yerinden oynuyor, bazıları oturuyor.

Metal Fırtına adlı bir kitapla başlatılan pskilojik harbin sonuna
doğru geliyoruz. Bizim yenileceğimizi öngören senaryolarla üzerimize
geliyorlar. Bu bağlamda inancımızın tam ve kesin olması her şeyden
önemlidir. Her yönden saldıracaklardır.

Yıllardır yurtlar dersaneler v.s. ile kendilerine sonuna kadar inanmış,
beyinleri yıkanmış bir güruh yarattılar. Mesela bunlar için Harn Yahy
dünyadaki bilimin tek kaynağıdır. Onlar cemaatler, tarikatler biçiminde feodal bir örgütlenme
öngörmektedirler. Tek ve bütün bir oy gücü ile iktidara istediklerini
getirip emirleri yerine getiriyorlar.

Peki burada din nerede ? Ben bu tür tartışmaların bir şekilde dine
çekildiğini hep görürüm. İşte “dindarlara saygılı olmak” şeklinde
konuya yaklaşarak; yurtlar, dershaneler v.s. ile beyni yıkanmış bir
güruh yaratıyorlar. Tamamı bilimsel safsata olan şeyleri de inanılmaz
bir mali finans ile sürekli basıp yayınlıyorlar. Bu insanların bu işe
akıttıkları parayı tahmin edemezsiniz. Papalığın sadece evrim karşıtı
yayınlar için yılda 5 milyar dolar ayırdığı söyleniyor. Bu kadar büyük
bir para ona ulaşmak için her şeyi söyleyebilecek kendi “bilim
insanları”nı da yaratıyor, elbette.

Reklamlar

13 mayis 2007 Cumhuriyet mitingi ve Zülfü Livaneli’ye attığım mail Pazar, May 13 2007 

Sayın Livaneli,

Mitingi canlı yayında KanalTürk’te izliyordum. Çünkü diğer miting yayını yaptığını söyleyen kanallar, yayınladıkları tartışma programı adlı kuru gürültülerle, oradaki ne konuşmaları ne de atmosferi yansıtmamaya yeminli gibiydiler.

Sizi orada görmekten son derece memnun oldum. Bana kalırsa sadece siyasi partiler
değil Sayın Mustafa Sarıgül’den Sayın Altan Öymen’e herkes orada olmalıydılar.
Siz de takdir edersiniz ki, bu mitingler özünde kesinlikle bundan başka bir
arzunun eseri de değildir. Eminim insanların sizlere söylemekten, sizin de
dinlemekten sıkıldığınız bir şeydir bu birleşin sözleri. Ancak bundan başka da
size diyebilecek neyimiz var ? Sizler entelektüeller
olarak bizlere yön verenlersiniz. Ancak bu mitinglerde açıkça söylenenleri
dikkate almamanız herkesi kahredecektir.

Bugün orada platformun üstünde ettiğiniz bazı sözler beni çok üzdü. Çünkü bu mitingleri düzenleyenlerin ne kadar öz verili olduğunu atladığınızı düşündüm. Umarım gerçekten size karşı yanlış bir tutum içersine girmemişlerdir. Olanlar bir aksilik bir yanlış anlaşmadır. Emin olun oraya sizi davet edenler asla böyle bir şeyi arzu etmemiştir. Olanlar en fazla basitçe birilerinin suçudur. Açıkçası sizi orada biraz gergin gördüm. Umarım artık sükunet içersindesinizdir.

Size bu e-postayı atmama neden olan olayı açıklamama izin verin. İnternette bir yazıdaki bir link !? O link haber7 aldı şeriatçı bir yayın organına ait. Orada komiteyle aranızda geçenler, Chp’den ayrılmanız, belki Sayın Deniz Baykal’la aranızın soğuk olması onları ne kadar mutlu etmiş, şaşırırsınız. Düşmanlarımız çok sayıda ve de güçlüler. Sizlerden demir lokmayı yutmanızı istediğini, halk da biliyor. Ancak bu bir Kurtuluş savaşı değilse nedir ?

Birleştirici temalı o konuşmanızı takdirle karşıladım. Ancak bazı şeriatçı yayın organlarında Sayın Türkan Saylan’dan Sayın Nur Serter’e kadar inanılmaz bir karalama kampanyası başlamış durumda.

Medya konusunda sadece şu örneği vermek istiyorum. Time dergisinin geçen ekim sayısındaki bir makaleyi okumuştum. Sonra tesadüfen aynı makaleyi Zaman Gazetesi’nin bir haberinde
gördüm. Okuduklarıma inanamadım. Makalenin 180 derece zıttını yazmışlardı. Makalenin türkçesini
internette buldum, türkçesini okumak isteyebilirsiniz diye ekliyorum.

Uzun sözün kısası; artık safların belirginleştiği bugünlerde sizi o meydan da
görmekten ne kadar mutlu olduysam orada olanlardan da o kadar
üzüldüm.

Herkesi sağduyuya çağırmak şüphesiz en doğru harekettir. Ancak kendilerini dev aynasında
görenler, iyi niyet ve hoşgörüyü zafiyet addederler. Eğer komite ve Chp ile
aranızda bir soğukluk olmadığına dair güçlü bir açıklama yaparsanız, bence bu
sırtlanlar kuyruklarını kıstırıp susacaklardır. Çünkü şu an ne koparsak diye
kuduza dönmüş durumdalar. Elbette bizi üzen, sizin başınıza gelen istenmeyen
olayları fırsat bildiler. Hoşgörü sözcüklerinizi de ancak bu sözlerin muhatabı
olmayı kabul edenler alabilecektir. Herkes değil.

Saygılar, sevgiler.

Ülkelerin evrimi kabülü Pazartesi, Nis 23 2007 

Kaynak adresdeki istatistiğin resmini aşağıda inceleyiniz.

Türkiye’nin içler acısı hali ortadadır. Dinin toplum üzerindeki baskısı artmaktadır. Papalığın bile evrimin kabulüne yönelik çalışmaları bilinirken bizlerin hâlâ yerimizde saymamız yeni bir şey değildir. Unutmayalım ki Cumhuriyet kurulduğunda bile hâlâ etrafta dünyanın düz olduğunu söyleyenler vardı. Araştırırsanız Amerikalılar ilk aya çıktığında Türkiye’de neler söylendiğini öğrenebilirsiniz.

Uçan Spagetti Canavarı Çarşamba, Nis 18 2007 

http://tr.wikipedia.org

Bakınız Russel’ın Çaydanlığı’na

Eğer ben Dünya ve Mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen Çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. Ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. Ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her Pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir Engizisyon yargıcıyla bir randevu kazandırırdı.

Russel’ın Çaydanlığı için Richard Dawkins bakın neler söylüyor.

Organize dinlerin, açık düşmanlığımızı haketmesinin nedeni şudur ki, Russell’ın çaydanlığına olan bir inancın aksine, din güçlüdür, etkilidir, vergiden muaftır ve kendini korumaktan aciz küçük çocuklara sistematik biçimde aşılanır. Çocuklar gelişim yıllarını çaydanlıklar hakkında manyakça kitaplar ezberleyerek harcamaya zorlanmazlar. Devletin okulları, anababaları yanlış biçimdeki çaydanlıklara inanmayı tercih eden çocukları okul sisteminin dışında tutmaz. Çaydanlığa inananlar, çaydanlığa inanmayanları ya da çaydanlık kâfirlerini veya çaydanlık sapkınlarını hatta çaydanlığı inkar edenleri ölümüne taşlamaz. Anneler çocuklarını, bir değil de üç çaydanlığa inanan çaydanlık-gâvuru eşlerle evlenmemeleri için uyarmaz. Önce sütü koyanlar, önce çayı koyanların dizlerini parçalamaz.

Gözde kültürde Uçan Spagetti Canavarı

* Playboy dergisinin Ocak 2006 sayısında Kansas Okul Kurulu’na gönderilen açık mektubun bir kısmı yayımlandı.

* Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı adlı kitabındaki bazı görüşlerini anlatmak için The Colbert Report ve Talk of the Nation – Science Friday gibi (ABD’deki) bazı TV programlarında USC’ye başvurdu.[16] Dawkins’in South Park dizisindeki canlandırılmış karakteri de dizinin “Go God Go” bölümünde dine karşı bir sav kullanırken USC’ye başvurdu.

* Uçan Spagetti Canavarı The IT Crowd ve South Park gibi (ABD’deki) bazı televizyon programlarında yer aldı.

Akıllı Tasarım Pazar, Nis 8 2007 

Haysiyeti olmayan Gazete ZAMAN Pazar, Şub 11 2007 

İlgili linkteki yazıyı görünce, başımdan aşağı kaynar sular döküldü sanki. Vaktiyle bağlantıdaki bu makaleyi çevirmiştik. Sonra da birkaç yere koymuştuk. Gel zaman git zaman olay döndü bizi buldu. Bu yazıları görünce yıllardır yayınladıkları her haberin yalan olduğuna olan inancım arttı. Meğer bütün olay buymuş. Meğer basın böyle bir güçmüş. Bizler birkaç kişi tesadüfen bu yazıyı çevirdik ve siteye koyduk. Onlar ise yıllardır organize bir biçimde halkı kandırıyorlarmış. Aslında beni dava etmelerini çok istiyorum. Bu blog da incelensin. Ancak böyle bir olay Zaman gazetesi’nin bu yalan haberi için bir düzeltme yayınlamasına sebep olabilir. Bunu göze alamazlar. Onlar sadece sinsice işlerini yapan haysiyetsizler. Koskoca Time dergisi’nin yayınını göz göre göre yalan ettiler. Koskoca ülkeye yalan söylediler. Dediğim gibi bu sadece benim tesadüfen fark ettiğim bir olay. Artık gerisini sizler düşünün.

Demir tavinda dovulur Cuma, Haz 16 2006 

taşlar birleşip bina olur mu ? şu binalar yıkılsa boing uçağı olur mu ? gibi önermelerin es geçtiği kaidedir. http://www.kimyamuhendisleri.com/index.php?sayfa=periyodik_tablo/periyodik_cetvel.html arkadaşlar öncelikle atom gerçeğini iyi bilmeliyiz. atomlar kendi içlerinde belirsizlik içeren !:heisenberg’în belirsizlik ilkesi! kararlı yapılardır. bunlar periyodik cetveldeki şekilde bulunurlar. bunların uzun süre kararlı olanları sınırlı sayıdadır. bunlardan da bir kısmı reaksiyonlara katılmaz, (soygazlar) bir kısmı ise çok zor reaksiyona girerler. bu cetveldeki atomlar da dünyada aynı oran bulunmazlar. bunlardan bir kaç tanesi çok bulunurlar. bina yıkılıp boing olur mu ? örneğini atom boyutuna indirgemek mümkün değildir. bırakın atomlarla-binayı, moleküllerle-binayı karışlaştırmak bile mümkün değildir. newton fiziği günlük hayatımızda neredeyse hatasızdır. ancak çok büyük hızlar gibi değerlerde genel rölativiteye ihtiyaç duyarız. aynı şekilde atom boyutunu da kuantum fiziği ile açıklarız. bunlar bizim dünyamızdakinden biraz farklı fizik kuralları içerir. bunun nedeni, çok büyük büyüklüklerin ya da çok küçük küçüklüklerin kendi aralarındaki etkileşimlerinin (fizik kurallarının) bizimki ile açıklanmasının basitlikle-mümkün olmamasıdır. bugün bir uydu’nun yörünge hesabı gibi hesaplarda genel rölativiteyi dikkate almazsanız (yani uzay-zamanın eğrilmesini) uydunuzu düşürürsünüz. bugün bir kimya labaratuarında deterjan üretirken, hesapları klasik kalıpların dışına taşırırsanız da ne işinizi yapabilirsiniz ne de bu yükün size bir getirisi olur. yani demir tavında dövülür. binadan boing olmaz ama atomdan amino asit-nükleik asit kolaylıkla olur. olayı günlük boyuta indirgemek mümkün değildir. öyle olsaydı herkes kimya mühendisi, herkes biyolog olurdu.

Akıllı tasarım saçmalığı hakkında! Cuma, Haz 16 2006 

konuya ilişkin bilimsel dergilerde çıkmış bir kaç yazı yayınlanmış. bunları da aktaralım. yazıyı http://www.ateizm.org/html/forum/index.php?showtopic=7941&st=50 adresine asan “drekinci” . ben de buraya asmayı uygun gördüm. Cumhuriyet bilim teknikte konu ile ilgili iki güzel yazı. New Scientist Dergisinde yayınlanmış. Akıllı Tasarım KÖKTENDİNCİLERİN BİLİME YENİ SALDIRISI TEMELSİZ Bilim Teknik 10.09.2005 ‘Akıllı tasarım’ Teorisi, olmayan mükemmelliği abartıyor Yaradılış yanlıları tarafından yeniden topluma inandırılmaya çalışılan “Akıllı tasarım” (Intelligent design) teorisi, dünyadaki yaşamın sadece evrimle açıklanamayacağını savunur. Ancak Darwin, “Türlerin kökeni” adlı çalışmasında tek bir örnekle bile biyolojik yapıların hiç de mükemmel olmadığını kanıtlamıştı. Evrim için mükemmellik gereksizdir. Zaten akıllı tasarımcıların öne sürdükleri mükemmel organlar aslında mükemmel değildir. Karmaşıklık ve mükemmellik bizim bakışımızda oluşur. Ve yaradılış yanlıları bunu akıllı tasarım olarak göstermek için örnek üzerine örnek sunmalarına rağmen, kanıtlar bunların doğru olmadığını gösteriyor. Gözlerin evrimsel gelişimi büyük bir tasarımcının değil, bilinçsiz bir işçi hayvanın eseridir. Gözleri ve dünyadaki yaşamın hiçbir şeyini dev bir mühendis yaratmadı. O sadece bir kazan tamircisiydi. Büyük bir tasarımcının var olup olmadığı bilimin konusu değildir. Eğer varsa bile, evrim onun işini berbat bir şekilde yaptığını kanıtlamakta. Evrim başarılı hataların bir dizisidir. Bu hatalar dizisi doğal ayıklanma, kalıtsal farklılıklar ve yenileme yetisine dayanır. Sonuç mükemmel gibi görünse de aslında tam tersidir. Farklı göz tipleri 50 kez veya çeşitli hayvan türlerinde çok kez birbirinden bağımsız olarak gelişmiştir. Çevredeki ışığı algılama sorunu farklı yollarla çözülmüştür. Doğadaki tüm gözler sadece gerektiği kadar karmaşıktır ve her gözün büyük bir kusuru vardır. Amerikan başkanı Georg W. Bush geçen haftalarda gazetecilerle konuşurken, okullarda evrim teorisiyle birlikte “Intelligent Design” (Akıllı tasarım) teorisinin de okutulacağını söyledi. Bush, buna gerekçe olarak, eğitimde “farklı teorilerin” yer alması ve dünyanın ne şekilde oluştuğunun “farklı düşüncelere” göre öğretilmesi gerektiğini gösterdi. “Akıllı tasarım” teorisi bir kamuoyu araştırmasına göre Amerika’da son yıllarda iyice yaygınlaşmakta. Geleneksel yaradılış teorisinin aksine, bu teori dünyanın dört milyarı aşkın bir süre içinde geliştiğini yalanlamıyor, ama doğadaki karmaşık yapıların, bunların arkasında üstün bir zekânın barınması gerektiğinin bir kanıtı olduğunu vurguluyor. Amerika’daki birçok eyalette şimdi “Akıllı tasarım” teorisinin, Charles Darwin tarafından kurulan Evrim teorisiyle birlikte eğitim programına alınıp alınmaması konusunda tartışmalar yaşanmakta. KÖKTENDİNCİ ATILIM Bu konuda kaygılı olanlar da var tabii. Rhode Island, Brown Üniversitesi’nden Kenneth Miller örneğin, Anti-Darwin kampanyalarının her yerde başarılı olmamasına rağmen köktendincilerin, insanlarda evrim teorisine karşı bir güvensizlik yarattıklarını hatırlatarak, yaradılışçıların istekleri günümüzde daha radikal ve tehlikeli bir hale geldi, diyor. Miller’e göre Neo-yaradılışçılar bilimi kendi kafalarına göre yorumlayarak, dünya dışı fenomenleri doğal süreçlerin açıklanmasında kullanmaya çalışıyorlar. Amerikan eğitim sistemine Adem ve Havva mitosunu yerleştirerek biyoloji kitaplarını değiştirme çabası en az elli kez tekrarlanmıştır. Ancak bu girişimler din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasını öngören yasalar sayesinde engellenebilmiştir. Yasalara göre yaradılış, dinsel bir inanış olduğu için okullarda okutulması yasaktır. Akıllı tasarım teorisi yanlıları şimdi bu düşünceyle, yasalara takılmadan doğa bilimleri derslerine dinsel inanışları eklemek için farklı bir etiket kullanıyorlar: Akıllı tasarım teorisi, yaşamın sadece evrimle gelişmeyecek kadar karmaşık olduğunu kabul ediyor. Bu yüzden bir tür güçlü bir tasarımcı tarafından tasarlanmış olması gerekir. O, KİM? İngiltere’nin en ünlü bilim adamlarından biri olan Steve Jones, die Zeit (33/2005) gazetesindeki makalesinde, “ama başları yasalarla derde girmesin diye, hiçbir zaman “güçlü tasarımcının” kim olduğunu açıklanmıyorlar, diyor. Akıllı tasarım yanlıları, Darwin’in sadece gerekli olduğu durumlarda öğretilmesini ve akıllı tasarım teorisinin de bilimsel bir hipotez olduğunu söylüyorlar. Ve Jones, ABD’deki bazı okullarda akıllı tasarım teorisinin, Darwinizm’e alternatif olarak okutulduğunu açıklıyor. Oxford tartışmasında ilk kez 1860 yılında Darwin teorisine karşı bayrak açan piskopos Wilberforce şöyle demişti: Büyükannelerinizin ve büyükbabalarınızın soyunun maymunlara uzanıyor olması hoşunuza gidiyor mu? İşte böylece, evrim teorisine karşı, dünyayı bir yaratıcının yarattığı düşüncesinin ortaya atıldığı bir tür “evrim savaşı” başladı. Bu konunu özü sadece “bilime karşı savaş” da değildir. Burada amaç geniş kapsamlı bir fenomenin, bilimdışı araçlarla yürütülen politik bir tartışma olarak sunularak, Amerikan toplumunun büyük bir kısmının sosyal ve kültürel kararlarına dokunmaktır. New Scientist dergisindeki yazıda da (www.newscientist.com, 9.7.05) açıklandığı gibi, bu karar 1925 yılında tüm ülkede dikkat çeken Scopes veya Monkey Trial vakasıyla bir yara almıştı. Dayton’daki (Tennessee) bir ortaokulda fizik öğretmenliği yapan Thomas Scopes, bir arkadaşının yerine biyoloji dersine girip Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı öğretisini anlatınca kendisini bir anda mahkemenin önünde bulmuş ve 100 Dolarlık para cezasına çarptırılmıştı. BİLİMDE TANRIYA İHTİYAÇ Bu olayın üzerinde evrim karşıtları ve Tennessee’deki köylüler ve inançlı insanlar alaya alındı. Ve her ne kadar Skopes davayı kaybettiyse de (suçlama daha sonra geri alınmıştı), Darwin ve bilim sanki zafer elde etmiş gibi görünüyordu. Bu olaydan birkaç yıl sonra sessizlik hüküm sürdü. Fakat maymun olayı Amerikan toplumu üzerinde önemli bir etki yapmıştı. Oysa doğal ayıklanma ve mutasyon, dünyadaki tüm yaşamların gelişimi için bir açıklama getirmekte. Doğa bilimlerinde Tanrıya, açıklayıcı bir parametre olarak ihtiyaç duyulmamakta. Ne var ki insanın sadece evrimsel rastlantılarla geliştiğini ve evrimin gelişim çizgisinde özel bir statüye sahip olmayışına dayanan teoride, inanların birçoğu etik ve moralin yok olduğunu düşünüyorlar. Doğanın, büyük bir gücün etkisi olmadan oluşabilmesi için çok karmaşık olduğu düşüncesinden Darwin de haberdardı. Türlerin Kökeni adlı çalışmasındaki bir bölümde “The origin of extreme complexity and perfection başlığı altında bundan yararlanmıştır da. Darwin’in iddiası, özellikle de biyolojiyi daha iyi anlamaya başladığımızdan bu yana gayet basit ve akılcıdır. Darwin, gözü örnek veriyor ve bu da akıllı tasarım teorisini çürüten mükemmel bir açıklamadır. Gerçi gözler karmaşık sistemler ve bugün bile hâlâ tüm işlevlerin detaylarını bilmiyoruz. Ama bunların rastlantısal olarak ortaya çıktıklarını gösteren kanıtlar çoktur. BAŞARILI HATALARIN DİZİSİ Evrim başarılı hataların bir dizisidir. Bu hatalar dizisi doğal ayıklanma, kalıtsal farklılıklar ve yenileme yetisine dayanmakta. Evrimin türlere ihtiyacı vardır ve sadece raslantısal mutasyona izin verenlerle çalışabilir. Sonuç mükemmel gibi görünse de aslında tam tersidir. Farklı göz tipleri 50 kez veya çeşitli hayvan türlerinde çok kez birbirinden bağımsız olarak gelişmiştir. Çevredeki ışığı algılama sorunu farklı yollarla çözülmüştür. Doğadaki tüm gözler sadece gerektiği kadar karmaşıktır ve her gözün büyük bir kusuru vardır. Hayvanların birçoğu, ışığı, sinir uyartılarına dönüştüren hücrelerden oluşan bir düzleme yansıtan mercekli gözlere sahipler. Tüm göz yapıları, evrimsel süreç içindeki çevresel zorunlulukların bir sonucudurlar. İnsan gözü de gerektiği kadar karmaşıktır. Zayıf ışığı görebilmemizi sağlayan yüz milyon çubuk ve renkleri görmemizden sorumlu üç milyon kozalak bulunuyor gözlerimizde. Her kozalak ışığı biyokimyasal sinyallere dönüştüren proteinler içermekte. Üç pigment, mavi, yeşil ve kırmızı renkleri kaydederek, renkli dünyayı görünür kılıyor. Bu dünya, beyaz çiçeklerle dolu ama sadece bizim için. Arılar kızılötesi ışıkta bizim göremediğimiz ayrıntıları görürler. Sonuçta gözlerimiz mükemmellikten çok uzak, ama neyse ki biz gözümüzün kusurlarını hissetmiyoruz. MÜKEMMELLEŞME YOK Evrim tüm biyolojik sistemleri her zaman değiştirdi ama asla mükemmelleştirmedi. Gözümüzün evrimi cildimizin üzerinde ışığa duyarlı bir leke olarak oluştu, daha sonra bir kap gibi derinleşti ve en sonunda da basit bir kamera sistemine dönüştü. Ancak gözümüzdeki ışığın ağ tabakasına ulaşabilmesi için önce görsel verileri beyne ileten sinir liflerini geçmek zorunda. Bu sistem ise ışığa duyarlı tarafı ters duran bir kamerayla karşılaştırılabilir. Böcekler dünyayı daha farklı görürler. Gözlerinde bir değil binlerce mercek vardır ve bunlar ışığı bir sensor üzerinde odaklarlar. Çok sayıda küçük ve basit kameralardan bir araya getirilmiş bir petekgöz, evrimin neler yapabileceğini ve yapamayacağını gösteren mükemmel bir örnektir. Böceğin gözleri geniş bir alanı görecek şekilde uzmanlaşmıştır, ama ayrıntılı çok kötü görür. Her ne kadar bu göz yapısı sadece sınırlı yetilere sahip olsa da, doğal ayıklanma böceklerin görme yetisini iyileştirmek için tüm olanakları kullanmıştır. Gece uçan kuşlar, ışığa karşı duyarlılığı yüz misli arttıran büyük merceklere, pervaneler havada uçan avını takip edebilmek için birçok kameralı petekgöze sahiptir. Kusurlu bir tasarımı iyileştirmek için evrim elinden geleni yapıyor. Ama ne var ki evrimin en iyisi mükemmel değildir. Pervanelerin gözleri bugünkü biçimine diğer tasarımların çok daha kötü olması nedeniyle kavuşmuştur. Böcek, insan ve diğer tüm biyolojik sistemlerin gözleri için mükemmellik göreceli bir kavramdır ki bu nedenle de gözlüğü, teleskopu ve mikroskobu geliştirdik. Evrim için mükemmellik gereksizdir. Karmaşıklık ve mükemmellik bizim bakışımızda oluşur. Ve yaradılış yanlıları bunu akıllı tasarım olarak göstermek için örnek üzerine örnek sunmalarına rağmen, kanıtlar bunların doğru olmadığını gösteriyor. Gözlerin evrimsel gelişimi büyük bir tasarımcının değil, bilinçsiz bir işçi hayvanın eseridir. Gözleri ve dünyadaki yaşamın hiçbir şeyini dev bir mühendis yaratmadı. O sadece bir kazan tamircisiydi. Büyük bir tasarımcının var olup olmadığı bilimin konusu değildir. Eğer varsa bile, evrim onun işini berbat bir şekilde yaptığını kanıtlamakta. Nilgün Özbaşaran Dede http://science.orf.at 3.8.05, http://www.newscientist.com 9.7.05, http://www.heisse.de, Die Zeit 33/2005 Akıllı tasarımın bilimsel dayanağı var mı? Akıllı tasarımı savunanlar, kendi görüşlerinin evrim karşısındaki en ciddi bilimsel alternatif olduğuna inanıyor. Ancak bu görüşün bilimsel bir dayanağı olmadığı görülüyor. Akıllı tasarım (AT), bir önceki versiyonu olan “Yaratılış bilimi”nden biraz daha karmaşık ve daha ayrıntılıdır. “Yaratılış bilimi” Hıristiyan dinindeki yaratılış öyküsünü destekleyecek bilimsel kanıtların peşindeydi; ancak dini inanışları desteklemek adına, önceden oluşturulmuş sonuçları kanıt olarak öne sürünce, bilimle ilgisi olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine evrime karşı başlattıkları mücadeleyi yeni bir kılıf altında sürdürme kararı aldılar. İşte bu yeni kılıfın adı akıllı tasarım. Akıllı tasarım yaratılışçılıktan farklıdır. Bu yeni akımı savunanlar, akıllı tasarımcının doğadaki işçiliğinin izlerini sürerken bilimden yararlanabileceğimizi iddia eder. Ancak bu arada tasarımcının kim olduğu konusunda açık vermezler ve agnostik (bilinemezci) bir yaklaşımın ardına sığınırlar. Seattle’daki yaratılışçılık yanlılarının kurduğu Discovery Institute’dan AT yanlısı matematikçi, felsefeci William Dembski “Çoğu insan tasarımcının Gökyüzü’ndeki Büyük Varlık olduğunu sanır. Ancak bunun böyle olması gerekmez” diye konuşuyor. Dembski AT’yi, doğaüstü bir zekâyı anlamamıza yardımcı olacak bilimsel bir program olarak tanımlıyor. Pek çok yaratılışçı düşünür gibi AT yanlıları da doğal ayıklamanın küçük de olsa bir rolü olduğunu kabul ediyor. Sözgelimi antibiyotik direnci böyle bir sürecin sonucunda ortaya çıkar. Ancak yaratılışçılardan farklı olarak akıllı tasarımcıların çoğu, tüm organizmaların tek bir atadan geldiği fikrine sıcak bakarlar. İşte bu noktada AT taraftarları Darwinistlerden ayrılır. “GELİŞİGÜZEL MUTASYON KABUL EDİLEMEZ” Pennsylvania, Bethlehem’deki Lehigh Üniversitesi’nden biyokimyacı ve AT görüşünü destekleyenlerden Michael Behe ‘ye göre bu fark şu: “Darwinizm’e göre gelişigüzel mutasyon ve doğal ayıklama yaşamı her açıdan etkiler. Oysa AT, yaşamın bazı kısımlarının gelişigüzel mutasyonlarla oluşmadığını, maksatlı bir tasarımın sonucunda oluştuğunu söyler.” Bütün bu tartışmaların sonucunda, akıllı tasarımcıların savundukları görüşlerin aslında, yaratılışçıların başarısız bir şekilde savundukları görüşlerden bir farkının olmadığı da görülüyor. AT savunucularının görüşleri, kompleks yapıların nasıl meydan geldiği konusuna odaklıdır. Bu kişiler canlıların çok parçalı yapılar olduğuna ve ancak tüm parçaları bir arada ise normal fonksiyonunu sürdürdüğüne inanır. Sözgelimi bakterilerin kamçı adı verilen organları 40’dan fazla proteinden oluşur; kanın pıhtılaşması ise 10 farklı proteinin karşılıklı etkileşimi sonucunda gerçekleşir. Bu örnekler Behe’nin “eksiltilemez bütünlük” veya “ne bir fazla ne bir eksik” olarak tanımladığı kavrama bir örnektir. Bu kavram, bir organizmanın ancak tüm parçaları tamam olduğu zaman sağlıklı bir şekilde işlev gördüğünü savunur. Behe’ye göre bu tür sistemler rastlantılara bağlı mutasyonlar ile evrilemez, çünkü kısmi bütünleşmeler yarar sağlamaz. Dembski, rastlantısal mutasyonlardan evrimleşerek kompleks yapıların oluşması olasılığının çok küçük olduğunu ileri sürüyor. Örneğin iki proteinin etkileşim içine girerek yeni bir işlev oluşturabilmesi için öncelikle şekillerinin birbirine uyması gerekir. Dolayısıyla ilke olarak, bir proteinin rastlantısal olarak değişim geçirerek diğer bir proteine uyum sağlaması olasılığını hesaplayabiliriz. Bu amaçla iki çalışma yapıldı. Dembski, her iki çalışmadan elde edilen olasılık sayısının anlamsız olduğunu, dolayısıyla da rastlantısal olaylara bağlı olarak bir açıklama yapmanın imkânsız olduğunu ileri sürüyor. “AT’IN MANTIK HATALARI Rhode Island, Providence’daki Brown Üniversitesi’nden AT karşıtlarının başını çeken Kenneth Miller , bu hesaplamalardaki mantık hatalarına dikkat çekiyor. Bunların tek, spesifik bir sonuca odaklanmış olduklarını belirten Miller şöyle konuşuyor: “Fonksiyonel bir sonuçtan çok, önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmaya çalışırsanız, olasılıklar anlamsızlaşır. Bu hesaplamalarda, farklı protein dizilimlerinin işlevsel olabileceği olasılığı dikkate alınmamış. Sözgelimi farklı türlerdeki proteinler yüzde 80-90 oranında farklı olabilir, ancak yine de aynı işlevi görebilirler.” “Olanaksızlık tartışması” de ayrıca doğal ayıklamayı doğru yansıtmıyor. Kompleks bir protein yapısını oluşturmaya yönelik mutasyonların aynı anda oluşması mümkün değildir. Bu kabul edilebilir bir varsayım. Ancak Darwin bambaşka bir fikrin peşindeydi. Darwin’in açıklamaları, nihai bir amaç gütmeyen, küçük, birikmiş değişikliklere dayanıyordu. Her aşama kendi özellikleri çerçevesinde yararlıydı. Biyologların bunların ardındaki nedenleri anlamamış olmasına rağmen… Ayrıca “eksiltilemez bütünlük” kavramının bir aldatmaca olduğuna ilişkin kanıtlar da söz konusu. Sözgelimi bakterilerin 40 proteinli kamçılarını ele alalım. Midede bulunan H.pylori ‘nin kamçısında 33 protein bulunur. Bu da “eksiltilemez”in eksilmiş olduğu anlamına geliyor. Daha çarpıcı bir şekilde ifade etmek gerekirse, kamçı, proteinlerinin sayıca az olması tamamen farklı bir işlevi yaptıklarını gösteriyor. Benzer şekilde çenesiz balıklar, kanın pıhtılaşmasını 10 yerine yalnızca 6 protein ile başarabiliyor. Miller’a göre doğal ayıklama daha önceki sistemleri yeni rollere alıştırarak gerçekleşir. Bugüne dek bakteri kamçısı üzerinde yapılan araştırmalar bu tezi doğruluyor. En önemlisi, AT sınanabilir öngörüler üretemiyor. Her şeyden önce, bilim adamları tasarımcının kimliği konusuna doğal ayıklamadan yararlanarak bir yanıt bulamıyor. AT ALDATMACASI AT savunucularının hemen hemen tümü inançlı Hıristiyanlar olmakla birlikte, kafalarında ne biçim bir tasarımcı olduğu konusunda açık konuşmaktan kaçınıyorlar. “Bunun nedeni tasarımcı olarak Tanrı’yı düşünmeleridir. Ancak Tanrı’nın adını ağızlarına alırlarsa, gerçek yüzleri meydana çıkacak” diye konuşan Kaliforniya, Oakland’daki Bilim Eğitimi için Ulusal Merkez (NCSE) adındaki evrim yanlısı kuruluştan Nick Matzke, “AT’yi savunanlar bu şekilde davranarak, okullarda görüşlerinin öğretilmesine yasak getirilmesini engellemek istiyor. Ancak tasarımcının nasıl çalışması gerektiği konusunu üzeri kapalı bir şekilde geçiştirmeleri yüzünden AT kavramı bilimsel olarak sınanamıyor” diyor. İlke olarak bilimsel bir kuramın yanlışlanabilir olması gerekir. Bir kuramı yıkacak kanıtların bulunabilmesi olasılığı hiçbir zaman akıldan çıkartılmamalıdır. Ancak bu ilke AT konusunda işlerliğini yitiriyor. Öyle ki AT taraftarları bakteriyel kamçının doğal ayıklamanın bir eseri olduğu konusunda ikna edilseler dahi, iddialarından vazgeçmezler. AT’ye göre doğada “tasarımın” izlerini bulabiliriz, ancak bu her yapının tasarım sonucu oluştuğu anlamına gelmez. Dolayısıyla tasarımcılar doğal ayıklamanın bakteriyel kamçıda etkili olduğunu, ancak diğer moleküler yapılarda tasarımın izinin görülebileceğini iddia ederler. Bu da yeri geldiğinde tutarsız olduklarını gösteriyor. NCSE Başkanı Eugenie Scott, AT’nin doğaüstü güçlere olan tutkusundan dolayı bilimin kapsama alanı dışında tutulmaları gerektiğini belirtiyor. Kaldı ki “Tanrı yarattı” tezi hiçbir zaman çürütülemez. AT’NİN DOĞAÜSTÜ GÜÇ TUTKUSU AT’nin en zayıf noktası budur. AT gündeminin altında, bilimsel yöntemin temelini tehdit eden bir unsur gizlidir. Discovery Institute üyelerinin 1999 yılında kaleme aldıkları “Wedge Strategy”, bilimsel materyalizmin “yıkıcı” kültürel sonuçları hakkında bir yakınmadır. Burada ayrıca bunun “yok edici ahlaki, kültürel ve siyasi mirasını” yıkmaya yönelik 20 yıllık bir plandan söz edilmektedir. Stratejinin amacı, “materyalistik açıklamaların yerine, insanların ve doğanın Tanrı tarafından yaratıldığına ilişkin teistik inancın” yerleştirilmesi. Bu belgenin internette yayınlanmasından sonra gelen tepkiler üzerine bir açıklama yapmak zorunluluğunu duyan Discovery Institute, “Wedge Strategy yalnızca bağış toplamaya yönelik bir belgedir; fesat bir plan gibi algılanmamalıdır. Burada bizim yaptığımız bilimsel materyalizmin felsefesini sorgulamak, bilimi değil” diyerek kendilerini savunuyor. Ancak çok sayıda bilim adamı bilime doğaüstü güçleri katma girişiminin, bilime büyük zarar vereceğini düşünüyor. Reyhan Oksay Kaynak: New Scientist, 9 Temmuz 2005

Akıllı tasarım saçmalığı! Cuma, Haz 16 2006 

konuyla ilgili uçak, bina, duvar, ferrari v.s. hikayeleri vardır. yukarda da örneklendiğini gördüm . bu aslında daha önce cevaplanmış bir soru olmasına karşın belki bu ortamda kayda geçmemiştir. atomlar yapıları ve davranışları ile günlük hayatımızda gördüğümüz ya da bizim boyutlarımızdaki fiziksel etkileşimlere pek uymayan davranışlar gösterirler. evrendeki atom sayısı belirli bir rakamdadır ve bunaların davranışları da bellidir. bellidir derken haisenberg’in belirsizlik ilkesini de kast ediyorum. yani bir belirsizlik içerdikleri de bellidir. aslında haisenberg’in belirsizlik ilkesi ve uzun süre önce silinip gitmiş maddesel deterministik kavramları kapışmıştır. einstein’ı da hüsrana uğratan bir sonuçla belirsizlik ilkesi maçı kazanmıştır. einstein’ın ünlü “tanrı’nın zar atmadıgına eminim” sözü de bu savaşın bir parçası olarak yıkılıp gitmiştir. bilindiği üzre artık bilim dünyası kendi algoritması içersinde ilerlemektedir. bu dünyada einstein dahi olsanız sözünüz bir yere kadardır. bugünlerdeki bu akıllı tasarım tartışmaları da bundan ibarettir. bazıları kendi saplantılı yaratılış fikilerini bilime dayatmaktadır ancak bu fanilerin pek bir başarı şansı yoktur. zira bilim artık kendi yolunda hızla ilerleyen bir devdir. önüne set çekmeye kalkanların heizmete uğramaları kaçınılmazdır. özellikle avrupa gibi din sonrası toplumların amerika’nın aç gözlü protestan yaklaşımlarını ezmesi tüm dünyaya her yolla (sinema müzik v.s.) dayattıkları saçma inanışlarının erimesinden başka birşey değildir. vaktiyle wikipedia’daki ülkelerin din (religion) hanelerindeki istatistiklerini kırpık hallerini cia’in sayfasında yayınlayan amerika bile artık gerçeklerden kaçamıyor. herne kadar istatistiklerdeki din hanelerinde “non” yazan bömlümleri istatistiklerin sonuna koysa da bugün bir çok ülkedeki en büyük yüzdeleri bu “non”lar oluşturmaktadır. atomların davranışları ve kendi aralarındaki ilişkileri anlamaktan uzak fizik, kimya v.s.’den bihaber kitlelere “bir kaba koyulan karbon, azot, hidrojen, oksijenden elde edilecek bileşikleri” anlatmak yerine “atomları demir plaka, taş, tuğla varsayın” diyerek; hiç bunlardan uçak bina olur mu ? gibi saçma sapan laflar edilmektedir. elbette taşların birleşip bina oluşturma ihtimali yok denecek kadar azdır. ancak atomların davranışları bırakın taşı tuğlayı moleküllere bile benzemez. aralarında kovalent bağlar, wadervals bağları, adhezyon gibi kuvvetler vardır. hele belirsizlik ilkesi gereği bunlar her durumda aynı davranışı da göstermezler. hele hele oluşmuş bileşiklerin cis-trans formları, oluşacak denge gereği L-R değişikleri yani atom dünyasında işler başka türlü yürümektedir. dediğimiz gibi molekül sayısı nerdeyse trilyonlarca olan bir evrende atom sayısı yüzlü rakamlardadır. hatta atomların temel yapı taşları onlu rakamlardadır. hal böyleyken bu kadar temel taşların bir evren, trilyonlarca şey* oluşturması için bi zahmet metal plaka ya da taş gibi değil çok daha kompleks hareket etmesi gerekmektedir. termodinamik ilkelerin entropi gibi evrensel parametrelerin okyanusunda, bir kaç eğitimsiz kişiyi “bakın taşları çuvala doldurdum, salladım bina olmadı! demek ki tanrı var” diyerek kandırıp sırtlarından zengin olmaya ne demeliyiz ?

Akıllı tasarım saçmalığına darbe! Cuma, Haz 16 2006 

alıntıdır. Yobaz karsi-devrim bugun ABD’de cok agir bir darbe aldi. Hepimizin malumu oldugu uzere Dover PA’deki okul kurulu ID’nin (intelligent design=akilli tasarim) okullarda evrimin yaninda ogretilmesine karar vermisti, ve bu karar mahlemeye gitmisti. Mahkeme’de ID’nin bilimsel teori olmadigini, dinsel dogmayi okula sokmak icin bir truva ati oldugunu soyleyip Dover okul kurulunun bu kararini bozdu. Haberden bazi alintilar: “We have concluded that it is not [science], and moreover that ID cannot uncouple itself from its creationist, and thus religious, antecedents,” Jones writes in his 139-page opinion posted on the court’s Web site.” (ID’nin bilim olmadigi kanaatine vardik, ve bu gorus yaratilisciligin baska bir halinden ote birsey degil) “To be sure, Darwin’s theory of evolution is imperfect. However, the fact that a scientific theory cannot yet render an explanation on every point should not be used as a pretext to thrust an untestable alternative hypothesis grounded in religion into the science classroom or to misrepresent well-established scientific propositions,” Jones writes.” (Her ne kadar Darwin’in evrim teorisi mukemmel olmasa da, bir bilimsel teorinin bazi konulara henuz aciklama getirmemis olmasinin test edilemez ve din temelli bir hipotezin dershaneler sokulmasina gerekce olarak gosterilemez, ve bilinen bilimsel gerceklerin carpitilmasina izin verilemez.) http://www.cnn.com/2005/LAW/12/20/intelligent.design/index.html sanırsam türkiye’deki biyoloji kitaplarında hala “tanrı yarattı” gibi bir tez zaten var. bu bakımdan zaten arada dağlar olan bir konumdayız. türkiye’yi tartışmaktan çok uzakta olmamızdan dolayı ve olayın bu okuldaki uygulamayla gündeme gelmiş olması bakımından. amerika için mevzu kapanmışa benziyor. belki tanım cümlesine; “mahkeme kararı ile bitmiş bir fantezi olarak tarihteki yerini almış hadisedir” demek gerekebilir.

Sonraki Sayfa »