Bir İstiridye Hikayesi Perşembe, Şub 19 2009 

Bugün reklamlara tıklıyorum her ne hikmetse. Radikal Gazetesindeki “Zümrüt Apartmanı enkazından çıkan ‘miras’ davası” haberini okuyordum. Altta;

İstiridye içinde Gerçek İnci

İstiridyeli Kolye Set Sadece 100TL

Klasik Değil, Sıradışı Bir Hediye

http://www.istiridyeinci.com.tr

bununla karşılaştım. Tipik bir reklam. Ancak beni nerelere götürdü!

Belki de öncesinde okuduğum haber ve ona bağlı aklıma gelen binbir düşünceyle de ilgilidir bunlar. Elim bir olay sonucu iki vefaat. Sonrasında ortaya çıkan miras kavgası! Bilirkişiye bile danışılmadan verilen mahkeme kararı! Sonrasında Adli tıbba gelen konu! En sonda 6 milyon liralık serveti hayır kurumlarına bağışlayacağını söyleyen kadın! Her biri ayrı bir başlık olabilirdi. ne çok soru ve sorun vardı. Gözüme batan reklam tam da bu anda beni benden aldı.

İçimdeki meraklı çocuk hemen atladı. Aklıma Steinbeck’in Altın Kupa’sı geldi. Aklıma kuyum ustası bir arkadaşımla yaptığımız sohbetler geldi. İnci evet gerçekten de dikakt çekici bir güzellik. Merak, hayret ve hayranlık uyandıran bir şey.

Evreni ve doğayı doğru bir şekilde anlayabilmek. Zamanımın çoğunu geçirdiğim kütüphaneler, kitaplar, internet, yazılar, filmler v.s. v.s.. Boş tartışmalar ki bunalara Masumiyeti kaybetmek’de değinmiştim. Şimdi inciye daldım gittim. Black Perl (Siyah İnci) ne kadar da çok yerde geçersin sen. Karayip Korsanları filmi gelir aklıma. Sonrasında insanın üstünde hala yaşıyor olması incinin. Artık çiftliklerde yetiştirilmesi. Aklınıza gelecek her şeyin tarımının yapılıyor olması. Gerçekten de tarım insanlığın bulduğu en büyük icat.

İnci ve kadın! İşte muhteşem ikili. Güzelliği başka nasıl sembolize edebiliriz ki ? Bana güzelliğin resmini yapabilir misin Abidin ?

Tabi girdiğim site gözlerimi kamaştırdı. Ayrıntılı bilemiyorum ancak gerçekten güzel fikir. Öncelikle aldığın inciyi istiridye’den kendin çıkarıyorsun. Yani daha ne olsun ? Ardından sitesiyle yapısıyla çok başarılı bir girişim. Tabi Carmen Electra’ya Beyaz’ın hediyesi olarak sunulması da harika bir şey. Bunu da sitesinden öğreniyoruz. Başka inciyle ilgili her şeyi de sitelerine koymuşlar. Çok başarılı buldum.

Aklıma kendi yetiştirdiği tavuğu yiyen adam geldi. Nasıl yani ? Evet biz şehirliler pek bilmeyiz işte böyle şeyleri. Tavuğun bile bir canı vardır. Hayatın her türlüsü kutsaldır. Öldürdüğün o istiridye’den aldığın inciye özen göster. Yediğin her hayvana saygı duy. Ziyan etme, eziyet etme. Sen de bir parçasısın bu evrenin, bu dünyanın.

Özümse, içselleştir. İnsan doğuyor her şeyi ağzına almaya başlıyor. Çevresini öyle öğreniyor. Kokluyor, bakıyor, dinliyor. İnsan çevresini içselleştirdikçe büyüyor. Ona belirli kurallar öğretiliyor. Daha çok küçükken her yere kakasını yapamayacağını öğreniyor. Oyunlar oynuyor, sesler çıkarıyor. Çevresiyle bütünleşmeye başlıyor. İçinde yaşıyor. Yaşam alanını kavrıyor. İnsanın düşündüğü çevre ne kadar büyükse, insan da o kadar büyüyor.

İstiridye içine giren bir kum tanesini, bir paraziti bazen inciye dönüştürür. Kendisinden olmayan o parçaya karşı bir savunma geliştiriyor. Onu katman katman sarıyor. Ondan dünyanın en güzel şeylerinden birini yapıyor. İstiridye içine giren şeyi dışarı atamıyor. Bazen de böyledir işte.

Bu yazıları okuyanların bazı insanların da içlerinden atamadıkları, onunla yaşamak zorunda oldukları bir inançları – tanrıları var. Onu dünyanın en güzel şeyi haline getirmekten başka çareleri de yok.

Ha bu arada kimsenin aklına gelmemiş mi bilmiyorum. Çok mu pis boğazım onu da bilmiyorum. Bu inciyi çıkardıktan sonra bu istiridyeleri yiyebiliyor muyuz ?

Reklamlar

Japonya’dan Manzaralar Perşembe, Şub 19 2009 

http://www.japanesestreets.com/

Japonya sokaklarını bu adresten görebilirsiniz.

Bana devrinin baskıcı, sıkıcı, neyi niye yaptığını tam bilmeyen, deli toplumların savaş kaybettikten sonraki bu halleri hep garip gelmiştir. Bir böyle ipini koparmışlık bir aymazlık hüküm sürer. Öyle ki yeni gelen bireylere böbürlenerek tarihini anlatacaksın da ya bugünkü halin ne olacak ? İşte o yüzden böyle pompa pompa veremiyorsun devlet – vatan – millet – sakarya edebiyatını da. İşte sana ipi kopaaran gelecek 😀 eheh…

81115-816381115-8181

Dünya Paris Hilton’u adam ediyor. Cumartesi, Haz 9 2007 

Dünyayı umursamaz bir edayla yaşıyordu. Erkek arkadaşıyla yaşadığı yatak maceralarını kendisi satmak istedi. O hep şımarıktı. Çok da ilgilendirmiyordu hiçbir şey onu. Kâh Britney Spears ile kâh başkasıyla barlardaydı. Sesi yoktu ama müzik albümleri yapıyordu. Oyunuculuğu yoktu ama filmler çeviriyordu. Zaman aktı, zaman döndü. Bir eğlencelik olarak kaldı. Bir eğlencelikti artık o popcorn olmuştu, mezeydi o. Şimdi hapsi kaldırmıyordu bünyesi. Yalvar ayakar çıkarttılar ama fazla duramadı dışarda.

Ağlıyordu hapse geri dönerken, mızmız değildi. Şımarık hiç değildi. o ağlarken insanlar hâlâ onun memelerine bacaklarına bakıyordu. Belki de gerçekten en acınacak haldeydi. Belki de merhamete en ihtiyaç duyduğu anı yaşıyordu hayatındaki. Kimse bunlarla ilgilenmiyordu. Acılar paylaşılarak hafifler ama o hiçkimseyle paylaşamıyordu acısını ve her an büyüyordu acısı.

Eskiden o dünyayının hallerini umursamıyordu, şimdi ise dünya onun.

Bizler düşene güleriz be kızım doğamız bu.

Sen gülünce gülenler sen ağlayınca seninle ağlayacaklar mı sandın ?

Herkes kıçıyla gülüyor şimdi sana. Herkesi adam ediyor dünya, işte bir şekilde!

Komik Bişeler :) Pazar, May 6 2007 

X-ray Pazartesi, Nis 30 2007 

Yürüme bandında dans Çarşamba, Mar 14 2007 

Garajımdaki Ejderha Çarşamba, Ara 27 2006 

“Garajımda alev soluyan bir ejderha yaşıyor! “

Varsayın (Psikoterapist Richard Franklin’in grup terapilerine katılıyorum) çok ciddi bir iddiada bulunuyorum. Hayatınızın fırsatlarından birini sunuyorum. Size hakkında
binlerce hikaye yazılmış ama asla kimsenin göremediği ejderhalardan bir
tanesini gösterebileceğimi söylüyorum. Varlıklarına dair hiçbir
kanıtın olmadığı bu ejderhalardan birini görmek harika olur diyorum.

“Haydi Göster !” diyorsunuz, ben de sizi garajıma kadar götürüyorum. İçeride bir merdiven, boş boya tenekeleri ve eski bir üç tekerli
bisiklet var ama ejderha yok.

“Hani bu ejderha nerede ?” diye soruyorsunuz.

“İşte orada deyip” işaret ediyorum. Ancak onun görünmez olduğunu söylemeyi ihmal etmişim.

Siz de garajın tabanına un serpip ayak izlerini görmemizi teklif ediyorsunuz.

“İyi fikir” diyorum, “ama ejderha uçuyor”.

Sonra siz bir kızılötesi kamerayla getirerek görünmez ejderhayı görmek istiyorsunuz.

“Güzel fikir ama bu ejderha ısı yaymıyor” diyorum.

Sprey boyayla odayı boyamaya çalışıyorsunuz.

“Mükemmel! Ama o maddi olmayan bir ejderha ve boya tutmaz” diyorum.

Böyle
devam ediyorum. Öne sürdüğünüz her fiziksel teste karşı özel bir
açıklama getirip neden bu dediklerinizin işe yaramayacağını anlatıyorum.

Şimdi görünmeyen bir şeyle maddi olmayan bir şey arasındaki fark nedir ? İspatlanamayan bir şeyin varlığından nasıl bahsedebiliriz ? Avrupa ve Çin mitolojilerindeki ejdarhalar gerçekten yok mudur ?

*********

Ben de diyorum ki; peki tanrı da böyle bir mitten başka nedir ?

Orjinal metin

The Dragon In My Garage

by Carl Sagan

“A fire-breathing dragon lives in my garage”

Suppose (I’m following a group therapy approach by the psychologist Richard Franklin) I seriously make such an assertion to you. Surely you’d want to check it out, see for yourself. There have been innumerable stories of dragons over the centuries, but no real evidence. What an opportunity!

“Show me,” you say. I lead you to my garage. You look inside and see a ladder, empty paint cans, an old tricycle — but no dragon.

“Where’s the dragon?” you ask.

“Oh, she’s right here,” I reply, waving vaguely. “I neglected to mention that she’s an invisible dragon.”

You propose spreading flour on the floor of the garage to capture the dragon’s footprints.

“Good idea,” I say, “but this dragon floats in the air.”

Then you’ll use an infrared sensor to detect the invisible fire.

“Good idea, but the invisible fire is also heatless.”

You’ll spray-paint the dragon and make her visible.

“Good idea, but she’s an incorporeal dragon and the paint won’t stick.” And so on. I counter every physical test you propose with a special explanation of why it won’t work.

Now, what’s the difference between an invisible, incorporeal, floating dragon who spits heatless fire and no dragon at all? If there’s no way to disprove my contention, no conceivable experiment that would count against it, what does it mean to say that my dragon exists? Your inability to invalidate my hypothesis is not at all the same thing as proving it true. Claims that cannot be tested, assertions immune to disproof are veridically worthless, whatever value they may have in inspiring us or in exciting our sense of wonder. What I’m asking you to do comes down to believing, in the absence of evidence, on my say-so. The only thing you’ve really learned from my insistence that there’s a dragon in my garage is that something funny is going on inside my head. You’d wonder, if no physical tests apply, what convinced me. The possibility that it was a dream or a hallucination would certainly enter your mind. But then, why am I taking it so seriously? Maybe I need help. At the least, maybe I’ve seriously underestimated human fallibility. Imagine that, despite none of the tests being successful, you wish to be scrupulously open-minded. So you don’t outright reject the notion that there’s a fire-breathing dragon in my garage. You merely put it on hold. Present evidence is strongly against it, but if a new body of data emerge you’re prepared to examine it and see if it convinces you. Surely it’s unfair of me to be offended at not being believed; or to criticize you for being stodgy and unimaginative — merely because you rendered the Scottish verdict of “not proved.”

Imagine that things had gone otherwise. The dragon is invisible, all right, but footprints are being made in the flour as you watch. Your infrared detector reads off-scale. The spray paint reveals a jagged crest bobbing in the air before you. No matter how skeptical you might have been about the existence of dragons — to say nothing about invisible ones — you must now acknowledge that there’s something here, and that in a preliminary way it’s consistent with an invisible, fire-breathing dragon.

Now another scenario: Suppose it’s not just me. Suppose that several people of your acquaintance, including people who you’re pretty sure don’t know each other, all tell you that they have dragons in their garages — but in every case the evidence is maddeningly elusive. All of us admit we’re disturbed at being gripped by so odd a conviction so ill-supported by the physical evidence. None of us is a lunatic. We speculate about what it would mean if invisible dragons were really hiding out in garages all over the world, with us humans just catching on. I’d rather it not be true, I tell you. But maybe all those ancient European and Chinese myths about dragons weren’t myths at all.

Gratifyingly, some dragon-size footprints in the flour are now reported. But they’re never made when a skeptic is looking. An alternative explanation presents itself. On close examination it seems clear that the footprints could have been faked. Another dragon enthusiast shows up with a burnt finger and attributes it to a rare physical manifestation of the dragon’s fiery breath. But again, other possibilities exist. We understand that there are other ways to burn fingers besides the breath of invisible dragons. Such “evidence” — no matter how important the dragon advocates consider it — is far from compelling. Once again, the only sensible approach is tentatively to reject the dragon hypothesis, to be open to future physical data, and to wonder what the cause might be that so many apparently sane and sober people share the same strange delusion.

powered by performancing firefox

Biz amator olarak dinle ilgileniyoruz! Cuma, Haz 16 2006 

Karikatürist Yiğit Özgür’ün bir karikatüründe şöyle geçer..
tip: meraba.. biz amatör olarak dinle ilgileniyoruz da.. bir ustadan yardım alalım dedik..
imam: amatör mü?.. nası amatör?…
tip: isterseniz önce işlerimizi gösterelim.. bunlar nacizhane benim yazdığım ayetler.
imam: la yürüyün gidin tövbe tövbee..
tip: fotokopiyle kutsal kitap da çıkarttık.. adı: `incir`.. bakmak ister misiniz?
imam: la havle vela kuvvete illa billa..
tip: hah.. onun yerine lay lay loy loy gibi birşey düşündük..
imam: la yürü!!!