Mahallenin Sağlık Ocağına Karakoldan getirilen şüphelinin bileğinde damgası vardı. İlk bakışta göremeyen doktor darp-cebir izlerini yazarken şüphelinin elini çevirdi ve gördü. Doktor’un gördüğünü gören Polis memuru bozuldu biraz ama bir şey de diyemedi. Öylece raporu alıp gittiler. Yazık dedi doktor arkalarından. Genç hırsıza üzüldü başına gelebilecekleri düşünmüştü, yazık demişti. Gençti ve neler olabileceğini bilmiyordu hırsız. Ancak doktor çok adli muayene otopsi yapmış. Tecavüze uğrayanından, şişlenenine kadar tüm suçluların en büyük ortak noktaları cehaletleriydi. Bilmiyordu bilemiyordular başlarına ne gelebileceğini.

Şimdi diye içinden geçirdi doktor, hastanın dosyasına bakarken. Şimdi… Üniversite hastanesinde stajını yaparken daha ötesi yoktu. Hastayı sevk edilebilecek başka üst bir yer yoktu. Doktorlar da dosyayı kapatamıyordu bazen. Bazen işte girip çıkıyordu hastalar hastaneye, ölmüyordular da bir yerde. Dosyalar…

Şimdi dosyalar vardı işte polisin elinde. Açık dosyalar. Birikmiş. Hafiyeliği sevse de sevmese de en çok savcılar yapardı bu ülkede. Ellerinde birikirdi dosyalar.

Şimdi dosyalar vardı savcıların elinde, açık, birikmiş.

Bu çok bildik mahalle polisi taktiğiydi,

Kapatmak için dosyaları,

Yıkmak!

Bir hırsız yakalandığında en az 4 hırsızlığı daha itiraf* ederdi. Zira suçu değişmezdi zaten. Onu da sen yaptın derlerdi.

Şimdi engerekon savcıları da böyle. Birini tutunca üstüne yıkıyorlar. Yıkıyorlar eski dosyaları. Doğru ya da yanlış kapatıyorlar dosyaları.

Reklamlar