İfade Özgürlüğü ve Cinayet Cumartesi, Oca 20 2007 

Sindirerek okuyunuz, sonra da unutunuz. Kalp – akciğer rahatsızlığı olanlar, kuyruk acısı, baş – kıç ağrısı olanlara tavsiye edilmez. Okuduktan sonra beklenmedik bir şeyle karşılaşırsanız, kan nakli gerekebilir.

Bir özgür ifadeye göre derhal damarlarımdan kirli Türk kanının boşaltılması gerekiyormuş.

“Duramam” diyor bazıları artık bu ülkede. İfade özgürlüğü yokmuş, yani ziyadesiyle! Zaten İngiltere’de de Fransa’da da herkes damarlarındaki kirli kanlarından şikayetçiymiş. O bakımdan oralarda böyle suçlar da yokmuş. “Yani olacak iş değil”, diyor bazıları. Hem de tam da Ermeni diaspora’sına Türkiye’deki iyi insanları anlatmak için kaleme alınmış bir makaleden dolayı. İşte tesadüfe bakın ki tam da o makalede geçiyormuş kirli Türk kanı. Bu gerçekten, ama bu kadar mühüm mi ? Önemli olan ekonomideki istikrar değl miydi ?

Şimdi 2006 yılında nobel edebiyat ödülünü aldık. Ermenistan da haklı olarak sınırımızı açmamız için bastırıyor. Arkadaşlar bakınız hem o bölgenin kalkınması da var!

Yahu müslüman değil miyiz biz ? Hacc-ı Ekber’den hacılarımız daha yeni gelmedi mi ? Şeytan taşlıyalım arkadaşlar.

***Dikkat dikkat! Bundan sonrası kimisine göre ifade özgürlüğü*ne girmez.
Temiz Ermeni kanı kaldırımları suluyor, olacak iş değil. Vaktiyle İstanbul’da bir bomba patlamıştı bir sinagog’a yakın. O zaman da temiz Yahudi kanıyla sulanmıştı heryer.

Arkadaşlar bu ifadeyi okuyun ve unutun! Böyle laf olur mu ? Bunu hangi batı ülkesinde söyleyebilirsiniz ?

Asala kirli türk kanı’nı akıtırken, başı öne eğik gezen Ermeniler varmış! Hem de Türkiye’de. Yazık vah vah! Şimdi temiz Ermeni kanı akınca herkes Ermeni oldu birden. Azerbaycan’ın dörtte biri işgal altında, 1.5 (bir buçuk) milyon mülteci var. Türkiye – Gürcistan – Azerbaycan arasında demiryolu kurulması için anlaşmalar tamamlandı.

Temiz Emeni kanı kaldırımları suluyor. Bazıları hala kuru milliyetçilik naraları atıyor. Nobel aldığımızı unutuyor. Önceden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir yer vardı. Oraya artık kıbrıs sorunu diyoruz. Türkiye silkinip kendisine gelemiyor. Televizyon ekranlarında bu cümleler tekrarlanıyor. Sorunlarımızı gelecek nesillere bırakıyormuşuz. Nedir bunlar ? Ermeni sorunu mesela. Mesela Kürt sorunu oldu güneydoğumuz’un adı. mesela canım. Bazıları kabul etsek n’olur diyerek yaklaşıyor olaylara. Yani bazı şeyler doğru olsa da olmasa da, bir düşünelim ama di mi ? Yani ne önemi var gerçeklerin ? Mesela Ermeni tehcirinden önce 500.000 (beş yüz bin) Kirli Türk kanı akmışsa n’olmuş ? Sen asıl kaç temiz Ermeni kanı akmış onu hesaplamalısın. Bir dakika, Bir dakika, böyle mi değil mi ? Ben mi karıştırıyorum ? Sorunlan soru şu değil mi ? Gerçekten 1.5 (bir buçuk) milyon Ermeni öldü mü ? Sonraki soru da öldü mü, öldürüldü mü ? Hiç soran, hesaplayan duydunuz mu kaç “kirli kanlı” Türk ölmüş ? Yoksa bunlar öldürülmüş mü ? Aman ne komik şey! Mesela dedik ya bir kere, kaç kirli Türk kanı akıtmış Asala ? Bilen var mı ? Sakın ha sakın akan temiz kanları saymayı unutmayın.

Gidiniz kanınızı değiştiriniz.

Bir soysuz Ermeni ölmüş, öldürüldü deniliyor! Belki Cia kongredeki karar için altyapı olsun diye yaptı, yaptırdı ? Belki Kerkük’teki gözlerimizden rahatsız oldular. Bu zat-ı muhterem, Ermeni yetimhanelerinde büyütülmüş, bir nefer. Belki kanı Türk’tü ama o da bilmiyordu.

Sinagog patlamasından sonra bölgeye İsrail’den ekipler gelmişti. Bilmem hatırlayanınız var mı ? Temizlik ekipleri soylu Yahudi kanını temizlemekle görevliydiler. Ölmekte olan bir yahudiye sizler kan bile veremezsiniz. Bunları biliyor muydunuz ? İşte bu yüzden, gidiniz kanınızı değiştiriniz.

Sabah akşam faşist faşist diye beynimizi öpen denyolar da var. İyi bak salak oğlum.

*
Ben Apo dahil Saddam dahil kimsenin idamına, böylece infazına karşıyım. Paşa paşa hapis yatsaydı keşke bu dank dink dunk. Adam öldürerek onlara benzeriz. Onlar gibi soysuzlaşmamak lazım.

Aşağılık bir şekilde ırkçılığa maruz bırakılarak, ezilerek, en temel haklarımızdan vazgeçirilerek, özüne sahip çıkmanın aşağılanmak olmasıyla karşı karşıyayız. Milliyetçiliğin çağdışı, moda dışı, trend dışı olduğu bu ortamda, yalanlara gerçek, gerçeklere yalan diyerek. Böylece köpekleşerek, böylece ermenileşerek yaşamak diyorsan, bu yürek çat diye çatlasın ulan!

Hepiniz Ermeni olmayın, birazınız da yahudi olun, kürt olun, süryani olun! Beni üzmeyin.

Mustafa Kemal’e saldırmanın dayanılmaz ezikliği Pazar, Oca 14 2007 

Bu aralar bir jakoben yakıştırmasıdır gidiyor.

Devleti her zaman elitler yönetir. asıl sorun iktidarın halk tarafından
dize getirilmesidir (Bertrand Russell). Lenin menin bunların yaptığı
işin halk tabanlı, Mustafa Kemal’in yaptığı işin tepeden inme olduğunu
söylemek subjektif bir yorumdur. Ayrıca jakoben türü sözcükler belirli
bir zümrenin dilidir (aynı jargon sözücüğü gibi).

Hayatta bazı
ezik yaklaşımlar vardır. Mesela kendini ya da kendi düşüncesini
yüceltmek için başkalarını ya da başkalarının düşüncelerini aşağılamak
gibi. Bunu yapanların aslında kendisi ya da düşünceleri aşağılıktır. Bunlar sağa sola çamur atarak onlardan olmayanları yaftalarlar. Bunun
altında da kendi ezilmiş, silinmiş düşüncelerinin yarattığı hınç
vardır.

Mustafa Kemal ve devrimleri binlerce bağırış çığırış
arasında, yüzlerce görüş ve düşünce arasında, onlarca savaş ve göz yaşı
arasında hala dimdik ayaktadır. Türk gençliği ata’sına bağlı onun
önderliğinde ilerlerken Lenin’in ve yoldaşlarının çocukları ondan
tiksinmektedir.

Vaktiyle bir takım ülkelerde sscb’nin
fonlamasıyla oluşturulmuş akıl ve mantık dışı komünist düşünce bazı
ülkelerde hala yaşamaktadır. Oysaki bu düşünce yeryüzünün gördüğü en
zalim ve emperyalist imparatorluk olan sscb’nin yayılma politikasının
adi bir kılıfıdır.

Dillerini, kültürlerini, edebiyatlarını,
müziklerini herşeylerini yok ettiği; sömürdüğü, aç bıraktığı, üzerinde
nükleer denemeler yaptığı, sürgünlere yolladığı orta asya halkları
yıllar boyunca komünizmi yaşadı. İşte sana jakobenlik işte sana Mustafa Kemal’e saldırmanın dayanılmaz ezikliği. İşte o ülkelere tepeden indi
komünizm ve bir gün ağız üstü bırakıldılar. Ruslar sıcak denizlerde
tatillere çıkarken, yıllık geliri 300 dolar olan eşitler* bıraktı
arkasında.

Mustafa Kemal’i ağzına almadan önce ağzını
çalkalaması gerekenler, at oynatıyor ortalıkta. Laf kalabalığı arasında
süslü sözlerle saklıyorlar hakaretlerini. Empati bile yapamıyorlar. Tarihi kendi fantastik hülyalarındaki olmayan ülkelerin, olmayan
liderleriyle kıyaslayarak yargılıyorlar. Bu hayaletlerle savaştırılıyor Mustafa Kemal.

Bir ellerinde geçekliğin ta böğründen kopmuş
arıdan arı, sudan duru bir elmas kaya. O kaya ki torosların en pak
sularıyla yıkanmış, bin yılların yolculuklarında heybelerde taşınmış. Yıpranmamış azimle bin yıllara direnmiş , aşınmamış, pürüzsüz. Öyle bir
elmas ki çağlara ışık tutuyor. Diğer ellerinde bozulmuş, pis, kofti
yumurtadan hayali ülkelerin hayali liderleri. İşte bunları birbirlerine
vuruyorlar. Ondan sonra kırılan yumurtadan elmasa bulaşan pisliği
elmastan biliyorlar. Bir şey ne kadar temiz ve safsa, o kadar da onu
kirletmek için gayret edenler vardır. İşte bu yüzden Mustafa Kemal’i
ağzına almadan önce birçoklarının ağzını çalkalaması gerekir.

powered by performancing firefox

Körler ülkesinde bir fil Pazartesi, Oca 1 2007 

Körler ülkesinin kralına başka bir diyardan bir fil hediye edilmiş. Kral körler ülkesindeki tek gözü olan kişiymiş. Veyahut Körler ülkesinde tek gözü olan kralmış. Kral file binerek ülkesini gezmeye başlamış. Bu arada filin ne olduğunu bilmeyen körler de dokunarak fili tanımaya çalışmışlar. Fil yanlarından geçerken kimisi filin kuyruğuna, kimisi hortumuna kimisi de bacağına dokunmuş. Sonra da file dokunmamış olan körlere ne hissetiklerini anlatmışlar. Kimisi filin ucu püsküllü ince bir hayvan olduğunu, kimisi filin sağlam boru gibi bir hayvan olduğunu, kimisi de filin sütün gibi sert bir hayvan olduğunu anlatmış. Gerçekte ise filin nasıl bir şey olduğunu bir türlü anlayamamışlar.