kökeni mitolojiye ve doğa olaylarına karşı gelmeye dayanan metafizksel bir düşüncedir. bu kavram günümüze gelene kadar, elinden alınmadık güç kalmamıştır. artık ne hastalıkları o yapar, ne de suda yüzen kandilleri (uzaydaki yıldızlar) şeytandan korur (yıldız kayması) . sanırım en büyük doğal olaylardan bir kaçına daha (mesela; ölüm) çare bulunursa artık onu da tarihin tozlu raflarına kaldıracağız. bilindiği üzere dini tekelinde tutanlar, kök hücre ve genom projelerine şiddetle karşı çıkarlar. ölümden uzaklaşmak tanrı saplantısından da uzaklaşmaktır. eskiden kısırların gittiği afrodit sunaklarından, eski din alimlerinin gözden ışık çıkaran (nazar) felsfelerine kadar, artık herşeyin ilmi vardır. adem’in yediği meyve olsa olsa bilimdir. çünkü bilim tanrıyı öldürür. o yüzden varoluş, bu meyveyi (bilimi) yiyerek tanrıyı kızdırmakla olmuştur. yunan mitolojisindeki titanlardan `prometheus`’un, tanrılardan çaldığı ateş de akıldır – bilimdir. aslında tanrı kavramı bir çok dinde de yoktur. özellikle çok bilinen budizm ve brahma gibi dinlerde aslında tanrı yoktur. eski türkçeyle bunlara beşeri dinler de denilir. tanrı kavramı dine kıyasla pek önemli değildir. çünkü din; kültürü, ahlağı, sosyal yaşama ilişkin ilkel düzenlemeleri, bir takım ritüelleri tek eline almış bir kurumdur. dinler eski manalarını çoktan yitirmiştir. işin daha ilginç boyutu ise dinsiz yaşayan milyarlarca insan ve binlerce toplumda ahlak kavramı vardır. hatta hayvanların bile (çok az sosyal olanlar dahil) kendi kültürleri vardır. ahlağın temelini freud’un ruhsal aygıt postülatlarından açıklamak kolaydır. modern psikiyatri ise bunları daha spesifik olarak açıklama eğlimindedir. beynin bir bölgesinde (sol temporal, sol amigdala) bulunan ve inanç merkezi adı verilen bir merkez vardır. bu karşılaştırmalı deneylerle gösterildiğine göre; bir tür soyutlama merkezi olarak işlev gören bir merkezdir. işi tanrısal kavramlardır. ayrıca inanç, gerçekten de iddia edildiği gibi insanlar arasındaki genetik varyasyonlardan etkilenmektedir. bu konuda ünlü Thomas J. Bouchard’in Minnesota ikizleri arastirmasi vardır. önceden inancın da siyasi veya bir futbol takımı tutmak gibi seçimlerden olduğu sanılıyordu. artık böyle olmadığı düşünülüyor. çevresel etkenlerin rolü çok fazla olsa da Ramachandran 1997’deki deneyleri bu merkezlerin dinsel duygulari ve diger emosyonları işlediğini gösteriyor. onlara belki anlam vermeye calisiyor ve diger beyin yörelerine yansitiyor…karşı beyne yolluyor. sonuçta her yapılan bilimsel ilerleme metafizik öğretilere darbe vurmuştur. örn: dünya evrenin merkezi değildir, ör: insan doğaya ait bir canlıdır, örn: insan hayvanlar ailesine dahildir v.s. bence tanrı kavramı bir çok fiktif soyut düşünce gibi, `inanç hastalığı`nın bir tezahürüdür. soyutlayarak düşünen canlılarız. bunu özellikle filologlar çok iyi açıklamıştır. konuşmanın evrimi beynin en önemli evrimlerindendir. gerçeğin çölündeki primatlar, ona hep doğaüstü şeyler vadeden, tutunacak bir gerçek vadeden yollar aramıştır. medeniyet ve insanlık bu eski ve karanlık inançları çoktan geride bırakmış, üstüne bir dünya kurma gayretindedir. tanrı öldü. `nietzsche`

Reklamlar