Toplumun ne kadar ince ne kadar hassas olduğunu, toplumun baskın dininin bu tür ibadetler barındırmasının ne kadar da hoş olduğunu gösteren bir durumdur !?! Bunların dışında gösterdiği başka şeyler vardı ki, ben onlardan bahsedeceğim. Devlet yapısı içerisindeki yardım amaçlı fonları bir düşünelim. Devlet yapısındaki yardım amaçlı kurumları bir düşünelim. Sosyal devlet olmaktan zorla uzaklaştırılmış bu devlet, acaba isteneni veremiyor mu ? Acaba bu devletten yeşil kart alması gereken 1,5 milyon insan varken, nasıl oluyorda yeşil kartlı 13 milyon kişi oluyor ? Bunlar gibi işleyişe (aksayışa) zilyonlarca devlete ilişkin soru vardır. Bunların dışında yabancıların `ngo` dedikleri devlet dışı organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları, vakıflar, imarethaneler, şunlar, bunlar acaba bunlar isteneni veremiyor mu ? Bu durumda hem devlet dışı hem devlet içi kurumlarda, fonlarda yetersizlik mi var ? Peki ya nasıl bir din, yeryüzünde sürekli bir fakirlik olacağını öngörüyor ? Nasıl bir din, toplumsal yaşama dair ibadetlerini “muhakkak toplumda yardıma muhtaç insan olacaktır” zihniyetiyle düzenliyor ? Biz kendi yarattığımız kültürümüzde, ahlağımızda, anlayışımızda, bakışımızda sürekli fakirlik, sürekli fakir insanlar olacağını öngörürsek ancak o zaman fakirlere yardım edebiliriz. Biz ancak fakir yaratırsak fakirlere yardım ederiz. `Tsunami faciası`nda muhtaçlara yardım geleneği çok derin olan türk toplumu, özellikle zenginleri başbakanın zorlamalarıyla bile sınıfta kalmıştır. Hem de `açe`’ye ki orayla bağımız yüzyıllara dayanır, oraya bile yardımda sınıfta kaldık. Uyduruk (bizim 20’de birimiz olan) avrupa devletleri bile bizi kat be kat, katladı. Hele hele arap toplumları, o zengin arap toplumları nasıl bir mentaliteye sahip olduklarını tüm evrene haykırdılar. Biz krizlerde paramızın değerini korumaya çalışırken biri şöyle demişti; “olay paranın değeri olsaydı arap ülkeleri en ileri ülke olurdu”. Onlar bizim bile onlarca kat altımızda kaldılar. Israrla görmezden geliyoruz ama biz hep fakirlere, muhtaçlara yardımda sınıfta kalmış bir toplumuz. `Dilenciler toplum ruhunun orospularıdır`. Biz gerçekten yapmamız gerekenleri yapmıyarak çoğu yalancı da olsa dilenciler yaratıyoruz. Sonra bu dilencilere gene yalandan yardım ederek, ruhumuzu tatmin ediyoruz, rahatlıyoruz. Oysa bir sivil toplum kuruluşuna, önemli bir organizasyona gerçekten ama gerçekten gidip bir işin ucundan tutmuyoruz. Biz aslında ancak kendi ruhumuza mastürbasyon yapmak için dilencilere para veriyoruz. Biz fakirlikten rahatsız olsaydık, siyasi tercihleri en sağa kaymış avrupa toplumu olmazdık. Avrupalılar oturmuş devlet ve devlet dışı organizasyonlarla, sosyal hizmet anlayışlarıyla toplum olarak kapılarına gelen bir dilenciyi anlayamıyor ve polis çağırıyor olabilir. Ne yazık ki biz bu saydıklarımdan ötürü o yardıma muhtaç insanı çok iyi anlıyoruz ve yardım ediyoruz. Daha da yazıktır ki biz bununla övünüyoruz. Övündüğümüz fakirlere yardım geleneğimiz, evrensel ölçütlerde bir fiyaskodur.

Reklamlar