konuya ilişkin bilimsel dergilerde çıkmış bir kaç yazı yayınlanmış. bunları da aktaralım. yazıyı http://www.ateizm.org/html/forum/index.php?showtopic=7941&st=50 adresine asan “drekinci” . ben de buraya asmayı uygun gördüm. Cumhuriyet bilim teknikte konu ile ilgili iki güzel yazı. New Scientist Dergisinde yayınlanmış. Akıllı Tasarım KÖKTENDİNCİLERİN BİLİME YENİ SALDIRISI TEMELSİZ Bilim Teknik 10.09.2005 ‘Akıllı tasarım’ Teorisi, olmayan mükemmelliği abartıyor Yaradılış yanlıları tarafından yeniden topluma inandırılmaya çalışılan “Akıllı tasarım” (Intelligent design) teorisi, dünyadaki yaşamın sadece evrimle açıklanamayacağını savunur. Ancak Darwin, “Türlerin kökeni” adlı çalışmasında tek bir örnekle bile biyolojik yapıların hiç de mükemmel olmadığını kanıtlamıştı. Evrim için mükemmellik gereksizdir. Zaten akıllı tasarımcıların öne sürdükleri mükemmel organlar aslında mükemmel değildir. Karmaşıklık ve mükemmellik bizim bakışımızda oluşur. Ve yaradılış yanlıları bunu akıllı tasarım olarak göstermek için örnek üzerine örnek sunmalarına rağmen, kanıtlar bunların doğru olmadığını gösteriyor. Gözlerin evrimsel gelişimi büyük bir tasarımcının değil, bilinçsiz bir işçi hayvanın eseridir. Gözleri ve dünyadaki yaşamın hiçbir şeyini dev bir mühendis yaratmadı. O sadece bir kazan tamircisiydi. Büyük bir tasarımcının var olup olmadığı bilimin konusu değildir. Eğer varsa bile, evrim onun işini berbat bir şekilde yaptığını kanıtlamakta. Evrim başarılı hataların bir dizisidir. Bu hatalar dizisi doğal ayıklanma, kalıtsal farklılıklar ve yenileme yetisine dayanır. Sonuç mükemmel gibi görünse de aslında tam tersidir. Farklı göz tipleri 50 kez veya çeşitli hayvan türlerinde çok kez birbirinden bağımsız olarak gelişmiştir. Çevredeki ışığı algılama sorunu farklı yollarla çözülmüştür. Doğadaki tüm gözler sadece gerektiği kadar karmaşıktır ve her gözün büyük bir kusuru vardır. Amerikan başkanı Georg W. Bush geçen haftalarda gazetecilerle konuşurken, okullarda evrim teorisiyle birlikte “Intelligent Design” (Akıllı tasarım) teorisinin de okutulacağını söyledi. Bush, buna gerekçe olarak, eğitimde “farklı teorilerin” yer alması ve dünyanın ne şekilde oluştuğunun “farklı düşüncelere” göre öğretilmesi gerektiğini gösterdi. “Akıllı tasarım” teorisi bir kamuoyu araştırmasına göre Amerika’da son yıllarda iyice yaygınlaşmakta. Geleneksel yaradılış teorisinin aksine, bu teori dünyanın dört milyarı aşkın bir süre içinde geliştiğini yalanlamıyor, ama doğadaki karmaşık yapıların, bunların arkasında üstün bir zekânın barınması gerektiğinin bir kanıtı olduğunu vurguluyor. Amerika’daki birçok eyalette şimdi “Akıllı tasarım” teorisinin, Charles Darwin tarafından kurulan Evrim teorisiyle birlikte eğitim programına alınıp alınmaması konusunda tartışmalar yaşanmakta. KÖKTENDİNCİ ATILIM Bu konuda kaygılı olanlar da var tabii. Rhode Island, Brown Üniversitesi’nden Kenneth Miller örneğin, Anti-Darwin kampanyalarının her yerde başarılı olmamasına rağmen köktendincilerin, insanlarda evrim teorisine karşı bir güvensizlik yarattıklarını hatırlatarak, yaradılışçıların istekleri günümüzde daha radikal ve tehlikeli bir hale geldi, diyor. Miller’e göre Neo-yaradılışçılar bilimi kendi kafalarına göre yorumlayarak, dünya dışı fenomenleri doğal süreçlerin açıklanmasında kullanmaya çalışıyorlar. Amerikan eğitim sistemine Adem ve Havva mitosunu yerleştirerek biyoloji kitaplarını değiştirme çabası en az elli kez tekrarlanmıştır. Ancak bu girişimler din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulmasını öngören yasalar sayesinde engellenebilmiştir. Yasalara göre yaradılış, dinsel bir inanış olduğu için okullarda okutulması yasaktır. Akıllı tasarım teorisi yanlıları şimdi bu düşünceyle, yasalara takılmadan doğa bilimleri derslerine dinsel inanışları eklemek için farklı bir etiket kullanıyorlar: Akıllı tasarım teorisi, yaşamın sadece evrimle gelişmeyecek kadar karmaşık olduğunu kabul ediyor. Bu yüzden bir tür güçlü bir tasarımcı tarafından tasarlanmış olması gerekir. O, KİM? İngiltere’nin en ünlü bilim adamlarından biri olan Steve Jones, die Zeit (33/2005) gazetesindeki makalesinde, “ama başları yasalarla derde girmesin diye, hiçbir zaman “güçlü tasarımcının” kim olduğunu açıklanmıyorlar, diyor. Akıllı tasarım yanlıları, Darwin’in sadece gerekli olduğu durumlarda öğretilmesini ve akıllı tasarım teorisinin de bilimsel bir hipotez olduğunu söylüyorlar. Ve Jones, ABD’deki bazı okullarda akıllı tasarım teorisinin, Darwinizm’e alternatif olarak okutulduğunu açıklıyor. Oxford tartışmasında ilk kez 1860 yılında Darwin teorisine karşı bayrak açan piskopos Wilberforce şöyle demişti: Büyükannelerinizin ve büyükbabalarınızın soyunun maymunlara uzanıyor olması hoşunuza gidiyor mu? İşte böylece, evrim teorisine karşı, dünyayı bir yaratıcının yarattığı düşüncesinin ortaya atıldığı bir tür “evrim savaşı” başladı. Bu konunu özü sadece “bilime karşı savaş” da değildir. Burada amaç geniş kapsamlı bir fenomenin, bilimdışı araçlarla yürütülen politik bir tartışma olarak sunularak, Amerikan toplumunun büyük bir kısmının sosyal ve kültürel kararlarına dokunmaktır. New Scientist dergisindeki yazıda da (www.newscientist.com, 9.7.05) açıklandığı gibi, bu karar 1925 yılında tüm ülkede dikkat çeken Scopes veya Monkey Trial vakasıyla bir yara almıştı. Dayton’daki (Tennessee) bir ortaokulda fizik öğretmenliği yapan Thomas Scopes, bir arkadaşının yerine biyoloji dersine girip Charles Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı öğretisini anlatınca kendisini bir anda mahkemenin önünde bulmuş ve 100 Dolarlık para cezasına çarptırılmıştı. BİLİMDE TANRIYA İHTİYAÇ Bu olayın üzerinde evrim karşıtları ve Tennessee’deki köylüler ve inançlı insanlar alaya alındı. Ve her ne kadar Skopes davayı kaybettiyse de (suçlama daha sonra geri alınmıştı), Darwin ve bilim sanki zafer elde etmiş gibi görünüyordu. Bu olaydan birkaç yıl sonra sessizlik hüküm sürdü. Fakat maymun olayı Amerikan toplumu üzerinde önemli bir etki yapmıştı. Oysa doğal ayıklanma ve mutasyon, dünyadaki tüm yaşamların gelişimi için bir açıklama getirmekte. Doğa bilimlerinde Tanrıya, açıklayıcı bir parametre olarak ihtiyaç duyulmamakta. Ne var ki insanın sadece evrimsel rastlantılarla geliştiğini ve evrimin gelişim çizgisinde özel bir statüye sahip olmayışına dayanan teoride, inanların birçoğu etik ve moralin yok olduğunu düşünüyorlar. Doğanın, büyük bir gücün etkisi olmadan oluşabilmesi için çok karmaşık olduğu düşüncesinden Darwin de haberdardı. Türlerin Kökeni adlı çalışmasındaki bir bölümde “The origin of extreme complexity and perfection başlığı altında bundan yararlanmıştır da. Darwin’in iddiası, özellikle de biyolojiyi daha iyi anlamaya başladığımızdan bu yana gayet basit ve akılcıdır. Darwin, gözü örnek veriyor ve bu da akıllı tasarım teorisini çürüten mükemmel bir açıklamadır. Gerçi gözler karmaşık sistemler ve bugün bile hâlâ tüm işlevlerin detaylarını bilmiyoruz. Ama bunların rastlantısal olarak ortaya çıktıklarını gösteren kanıtlar çoktur. BAŞARILI HATALARIN DİZİSİ Evrim başarılı hataların bir dizisidir. Bu hatalar dizisi doğal ayıklanma, kalıtsal farklılıklar ve yenileme yetisine dayanmakta. Evrimin türlere ihtiyacı vardır ve sadece raslantısal mutasyona izin verenlerle çalışabilir. Sonuç mükemmel gibi görünse de aslında tam tersidir. Farklı göz tipleri 50 kez veya çeşitli hayvan türlerinde çok kez birbirinden bağımsız olarak gelişmiştir. Çevredeki ışığı algılama sorunu farklı yollarla çözülmüştür. Doğadaki tüm gözler sadece gerektiği kadar karmaşıktır ve her gözün büyük bir kusuru vardır. Hayvanların birçoğu, ışığı, sinir uyartılarına dönüştüren hücrelerden oluşan bir düzleme yansıtan mercekli gözlere sahipler. Tüm göz yapıları, evrimsel süreç içindeki çevresel zorunlulukların bir sonucudurlar. İnsan gözü de gerektiği kadar karmaşıktır. Zayıf ışığı görebilmemizi sağlayan yüz milyon çubuk ve renkleri görmemizden sorumlu üç milyon kozalak bulunuyor gözlerimizde. Her kozalak ışığı biyokimyasal sinyallere dönüştüren proteinler içermekte. Üç pigment, mavi, yeşil ve kırmızı renkleri kaydederek, renkli dünyayı görünür kılıyor. Bu dünya, beyaz çiçeklerle dolu ama sadece bizim için. Arılar kızılötesi ışıkta bizim göremediğimiz ayrıntıları görürler. Sonuçta gözlerimiz mükemmellikten çok uzak, ama neyse ki biz gözümüzün kusurlarını hissetmiyoruz. MÜKEMMELLEŞME YOK Evrim tüm biyolojik sistemleri her zaman değiştirdi ama asla mükemmelleştirmedi. Gözümüzün evrimi cildimizin üzerinde ışığa duyarlı bir leke olarak oluştu, daha sonra bir kap gibi derinleşti ve en sonunda da basit bir kamera sistemine dönüştü. Ancak gözümüzdeki ışığın ağ tabakasına ulaşabilmesi için önce görsel verileri beyne ileten sinir liflerini geçmek zorunda. Bu sistem ise ışığa duyarlı tarafı ters duran bir kamerayla karşılaştırılabilir. Böcekler dünyayı daha farklı görürler. Gözlerinde bir değil binlerce mercek vardır ve bunlar ışığı bir sensor üzerinde odaklarlar. Çok sayıda küçük ve basit kameralardan bir araya getirilmiş bir petekgöz, evrimin neler yapabileceğini ve yapamayacağını gösteren mükemmel bir örnektir. Böceğin gözleri geniş bir alanı görecek şekilde uzmanlaşmıştır, ama ayrıntılı çok kötü görür. Her ne kadar bu göz yapısı sadece sınırlı yetilere sahip olsa da, doğal ayıklanma böceklerin görme yetisini iyileştirmek için tüm olanakları kullanmıştır. Gece uçan kuşlar, ışığa karşı duyarlılığı yüz misli arttıran büyük merceklere, pervaneler havada uçan avını takip edebilmek için birçok kameralı petekgöze sahiptir. Kusurlu bir tasarımı iyileştirmek için evrim elinden geleni yapıyor. Ama ne var ki evrimin en iyisi mükemmel değildir. Pervanelerin gözleri bugünkü biçimine diğer tasarımların çok daha kötü olması nedeniyle kavuşmuştur. Böcek, insan ve diğer tüm biyolojik sistemlerin gözleri için mükemmellik göreceli bir kavramdır ki bu nedenle de gözlüğü, teleskopu ve mikroskobu geliştirdik. Evrim için mükemmellik gereksizdir. Karmaşıklık ve mükemmellik bizim bakışımızda oluşur. Ve yaradılış yanlıları bunu akıllı tasarım olarak göstermek için örnek üzerine örnek sunmalarına rağmen, kanıtlar bunların doğru olmadığını gösteriyor. Gözlerin evrimsel gelişimi büyük bir tasarımcının değil, bilinçsiz bir işçi hayvanın eseridir. Gözleri ve dünyadaki yaşamın hiçbir şeyini dev bir mühendis yaratmadı. O sadece bir kazan tamircisiydi. Büyük bir tasarımcının var olup olmadığı bilimin konusu değildir. Eğer varsa bile, evrim onun işini berbat bir şekilde yaptığını kanıtlamakta. Nilgün Özbaşaran Dede http://science.orf.at 3.8.05, http://www.newscientist.com 9.7.05, http://www.heisse.de, Die Zeit 33/2005 Akıllı tasarımın bilimsel dayanağı var mı? Akıllı tasarımı savunanlar, kendi görüşlerinin evrim karşısındaki en ciddi bilimsel alternatif olduğuna inanıyor. Ancak bu görüşün bilimsel bir dayanağı olmadığı görülüyor. Akıllı tasarım (AT), bir önceki versiyonu olan “Yaratılış bilimi”nden biraz daha karmaşık ve daha ayrıntılıdır. “Yaratılış bilimi” Hıristiyan dinindeki yaratılış öyküsünü destekleyecek bilimsel kanıtların peşindeydi; ancak dini inanışları desteklemek adına, önceden oluşturulmuş sonuçları kanıt olarak öne sürünce, bilimle ilgisi olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine evrime karşı başlattıkları mücadeleyi yeni bir kılıf altında sürdürme kararı aldılar. İşte bu yeni kılıfın adı akıllı tasarım. Akıllı tasarım yaratılışçılıktan farklıdır. Bu yeni akımı savunanlar, akıllı tasarımcının doğadaki işçiliğinin izlerini sürerken bilimden yararlanabileceğimizi iddia eder. Ancak bu arada tasarımcının kim olduğu konusunda açık vermezler ve agnostik (bilinemezci) bir yaklaşımın ardına sığınırlar. Seattle’daki yaratılışçılık yanlılarının kurduğu Discovery Institute’dan AT yanlısı matematikçi, felsefeci William Dembski “Çoğu insan tasarımcının Gökyüzü’ndeki Büyük Varlık olduğunu sanır. Ancak bunun böyle olması gerekmez” diye konuşuyor. Dembski AT’yi, doğaüstü bir zekâyı anlamamıza yardımcı olacak bilimsel bir program olarak tanımlıyor. Pek çok yaratılışçı düşünür gibi AT yanlıları da doğal ayıklamanın küçük de olsa bir rolü olduğunu kabul ediyor. Sözgelimi antibiyotik direnci böyle bir sürecin sonucunda ortaya çıkar. Ancak yaratılışçılardan farklı olarak akıllı tasarımcıların çoğu, tüm organizmaların tek bir atadan geldiği fikrine sıcak bakarlar. İşte bu noktada AT taraftarları Darwinistlerden ayrılır. “GELİŞİGÜZEL MUTASYON KABUL EDİLEMEZ” Pennsylvania, Bethlehem’deki Lehigh Üniversitesi’nden biyokimyacı ve AT görüşünü destekleyenlerden Michael Behe ‘ye göre bu fark şu: “Darwinizm’e göre gelişigüzel mutasyon ve doğal ayıklama yaşamı her açıdan etkiler. Oysa AT, yaşamın bazı kısımlarının gelişigüzel mutasyonlarla oluşmadığını, maksatlı bir tasarımın sonucunda oluştuğunu söyler.” Bütün bu tartışmaların sonucunda, akıllı tasarımcıların savundukları görüşlerin aslında, yaratılışçıların başarısız bir şekilde savundukları görüşlerden bir farkının olmadığı da görülüyor. AT savunucularının görüşleri, kompleks yapıların nasıl meydan geldiği konusuna odaklıdır. Bu kişiler canlıların çok parçalı yapılar olduğuna ve ancak tüm parçaları bir arada ise normal fonksiyonunu sürdürdüğüne inanır. Sözgelimi bakterilerin kamçı adı verilen organları 40’dan fazla proteinden oluşur; kanın pıhtılaşması ise 10 farklı proteinin karşılıklı etkileşimi sonucunda gerçekleşir. Bu örnekler Behe’nin “eksiltilemez bütünlük” veya “ne bir fazla ne bir eksik” olarak tanımladığı kavrama bir örnektir. Bu kavram, bir organizmanın ancak tüm parçaları tamam olduğu zaman sağlıklı bir şekilde işlev gördüğünü savunur. Behe’ye göre bu tür sistemler rastlantılara bağlı mutasyonlar ile evrilemez, çünkü kısmi bütünleşmeler yarar sağlamaz. Dembski, rastlantısal mutasyonlardan evrimleşerek kompleks yapıların oluşması olasılığının çok küçük olduğunu ileri sürüyor. Örneğin iki proteinin etkileşim içine girerek yeni bir işlev oluşturabilmesi için öncelikle şekillerinin birbirine uyması gerekir. Dolayısıyla ilke olarak, bir proteinin rastlantısal olarak değişim geçirerek diğer bir proteine uyum sağlaması olasılığını hesaplayabiliriz. Bu amaçla iki çalışma yapıldı. Dembski, her iki çalışmadan elde edilen olasılık sayısının anlamsız olduğunu, dolayısıyla da rastlantısal olaylara bağlı olarak bir açıklama yapmanın imkânsız olduğunu ileri sürüyor. “AT’IN MANTIK HATALARI Rhode Island, Providence’daki Brown Üniversitesi’nden AT karşıtlarının başını çeken Kenneth Miller , bu hesaplamalardaki mantık hatalarına dikkat çekiyor. Bunların tek, spesifik bir sonuca odaklanmış olduklarını belirten Miller şöyle konuşuyor: “Fonksiyonel bir sonuçtan çok, önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmaya çalışırsanız, olasılıklar anlamsızlaşır. Bu hesaplamalarda, farklı protein dizilimlerinin işlevsel olabileceği olasılığı dikkate alınmamış. Sözgelimi farklı türlerdeki proteinler yüzde 80-90 oranında farklı olabilir, ancak yine de aynı işlevi görebilirler.” “Olanaksızlık tartışması” de ayrıca doğal ayıklamayı doğru yansıtmıyor. Kompleks bir protein yapısını oluşturmaya yönelik mutasyonların aynı anda oluşması mümkün değildir. Bu kabul edilebilir bir varsayım. Ancak Darwin bambaşka bir fikrin peşindeydi. Darwin’in açıklamaları, nihai bir amaç gütmeyen, küçük, birikmiş değişikliklere dayanıyordu. Her aşama kendi özellikleri çerçevesinde yararlıydı. Biyologların bunların ardındaki nedenleri anlamamış olmasına rağmen… Ayrıca “eksiltilemez bütünlük” kavramının bir aldatmaca olduğuna ilişkin kanıtlar da söz konusu. Sözgelimi bakterilerin 40 proteinli kamçılarını ele alalım. Midede bulunan H.pylori ‘nin kamçısında 33 protein bulunur. Bu da “eksiltilemez”in eksilmiş olduğu anlamına geliyor. Daha çarpıcı bir şekilde ifade etmek gerekirse, kamçı, proteinlerinin sayıca az olması tamamen farklı bir işlevi yaptıklarını gösteriyor. Benzer şekilde çenesiz balıklar, kanın pıhtılaşmasını 10 yerine yalnızca 6 protein ile başarabiliyor. Miller’a göre doğal ayıklama daha önceki sistemleri yeni rollere alıştırarak gerçekleşir. Bugüne dek bakteri kamçısı üzerinde yapılan araştırmalar bu tezi doğruluyor. En önemlisi, AT sınanabilir öngörüler üretemiyor. Her şeyden önce, bilim adamları tasarımcının kimliği konusuna doğal ayıklamadan yararlanarak bir yanıt bulamıyor. AT ALDATMACASI AT savunucularının hemen hemen tümü inançlı Hıristiyanlar olmakla birlikte, kafalarında ne biçim bir tasarımcı olduğu konusunda açık konuşmaktan kaçınıyorlar. “Bunun nedeni tasarımcı olarak Tanrı’yı düşünmeleridir. Ancak Tanrı’nın adını ağızlarına alırlarsa, gerçek yüzleri meydana çıkacak” diye konuşan Kaliforniya, Oakland’daki Bilim Eğitimi için Ulusal Merkez (NCSE) adındaki evrim yanlısı kuruluştan Nick Matzke, “AT’yi savunanlar bu şekilde davranarak, okullarda görüşlerinin öğretilmesine yasak getirilmesini engellemek istiyor. Ancak tasarımcının nasıl çalışması gerektiği konusunu üzeri kapalı bir şekilde geçiştirmeleri yüzünden AT kavramı bilimsel olarak sınanamıyor” diyor. İlke olarak bilimsel bir kuramın yanlışlanabilir olması gerekir. Bir kuramı yıkacak kanıtların bulunabilmesi olasılığı hiçbir zaman akıldan çıkartılmamalıdır. Ancak bu ilke AT konusunda işlerliğini yitiriyor. Öyle ki AT taraftarları bakteriyel kamçının doğal ayıklamanın bir eseri olduğu konusunda ikna edilseler dahi, iddialarından vazgeçmezler. AT’ye göre doğada “tasarımın” izlerini bulabiliriz, ancak bu her yapının tasarım sonucu oluştuğu anlamına gelmez. Dolayısıyla tasarımcılar doğal ayıklamanın bakteriyel kamçıda etkili olduğunu, ancak diğer moleküler yapılarda tasarımın izinin görülebileceğini iddia ederler. Bu da yeri geldiğinde tutarsız olduklarını gösteriyor. NCSE Başkanı Eugenie Scott, AT’nin doğaüstü güçlere olan tutkusundan dolayı bilimin kapsama alanı dışında tutulmaları gerektiğini belirtiyor. Kaldı ki “Tanrı yarattı” tezi hiçbir zaman çürütülemez. AT’NİN DOĞAÜSTÜ GÜÇ TUTKUSU AT’nin en zayıf noktası budur. AT gündeminin altında, bilimsel yöntemin temelini tehdit eden bir unsur gizlidir. Discovery Institute üyelerinin 1999 yılında kaleme aldıkları “Wedge Strategy”, bilimsel materyalizmin “yıkıcı” kültürel sonuçları hakkında bir yakınmadır. Burada ayrıca bunun “yok edici ahlaki, kültürel ve siyasi mirasını” yıkmaya yönelik 20 yıllık bir plandan söz edilmektedir. Stratejinin amacı, “materyalistik açıklamaların yerine, insanların ve doğanın Tanrı tarafından yaratıldığına ilişkin teistik inancın” yerleştirilmesi. Bu belgenin internette yayınlanmasından sonra gelen tepkiler üzerine bir açıklama yapmak zorunluluğunu duyan Discovery Institute, “Wedge Strategy yalnızca bağış toplamaya yönelik bir belgedir; fesat bir plan gibi algılanmamalıdır. Burada bizim yaptığımız bilimsel materyalizmin felsefesini sorgulamak, bilimi değil” diyerek kendilerini savunuyor. Ancak çok sayıda bilim adamı bilime doğaüstü güçleri katma girişiminin, bilime büyük zarar vereceğini düşünüyor. Reyhan Oksay Kaynak: New Scientist, 9 Temmuz 2005

Reklamlar