sanki tapusunu başka yere kaptırdıgımız “mutemadiyen”in mecburi kullanım alanına giren durumlardır. başkaları muntazaman ibneleşe dursun, bence biz “mütemadiyen magandalaşıyoruz”.

geçenlerde bir arkadaşımın “pek bir türkü sever” kız arkadaşının diline doladıgı, bir şey*den bahsetmesi ile başlıyor maceramız. tabiri caizse, yüzyılların süzgeçinden geçip gelen türkülerle anlam ilişkisi kurulamayacak bir şey*di bu. saç baş yolma enstantanesinin, feodal bağırlardan kopup dizelere döküldüğü bir şey*di. bu şey* neydi ? türküye benzetilmeye çalışılan bir şey*! şekilsiz rahatsız edici bir şey*.

sonra düşününce; keşke derdimiz, sadece magandalaşmış “okumaz yazmaz” kitlelerle sınırlı olsaydı diyorum! klasik bir söz “üniversiteler şehirleri değiştirir” der! ilginçtir üniversiteleri kendine benzetmiş şehirlerde vardır! erzurum, konya gibi. işte bu örnekteki gibi şehirlere gelen insanların medenileşmesi en basitinden “pardon” demeyi öğrenmesi bile artık büyük bir ilerleme sayılır oldu. çünkü bizler mütemadiyen magandalaşıyoruz.

ney bizden ya da neyi bizden saymalıyız ? bu kesinlikle karışmış durumda! zira gelir adaletsizliğinin yönetilemez duruma getirdiği bir ülkede, yıllarca popülizmi politika zannetmiş şapka*ların iktidarına maruz kalmışız. yıllarca lider peşinde koşmuş kitlelerin demokrasilerde, kişilerdense kurumların önemli oldugunu anlamasını bekliyoruz. artık saflar karışmış gibi duruyor! ermeni konferası konusunda olsun, insan hakları mahkemesinin türban kararı konusunda olsun, kendilerine çıkardıkları kanunların anayası mahkemesinden dönmesi konusunda olsun, daha bir çok konuda olsun yargıya hücum edenler; siyasi baskıyla aldırdıkları bir rektörün tutuklanma kararı*nda, birden adaletin bekçisi kesildiler. bunu şunun için söylüyorum; bu insanlar “sadece duraklarda yolcu indiren” ancak yolda her gördüğü yolcuyu alan minibüs şöförleri kadar dürüstler ve/veya adiller. kesinlikle onlardan daha fazla değil.

bir yavru kediyi alıp beslerseniz size bağlanacaktır! sadece ramazanlarda bedava yemek dağıtarak nasıl bir şeye çözüm olunabilir ? palyatif diye bir söz duymuştum, sanki bu durumu açıklamak için türetilmiş. sadece siyasi çıkar amaçlı oldugu aşikar olan bu durumdan ve dini duyguları suistimal ederek yaşayan bir partiden, belki de fazlasını beklemek yanlış olur. doktorlara mecburi hizmeti çıkartıp seçimlere doğru doğuya yalandan doktor gönderek, sağlık konusunda ne gibi bir sonuç alınabilir ? doktorlar, tetkiksiz, yardımcı personelsiz, malzemesiz çoğu zaman ilaçsız ne yapabilir ? alt yapısı hazırlanmamış bir icraattan ne çıkar ? bu nasıl bir yalan! çoğusu ile aynı dili bile konuşamadıgı insanlara, ekmek fırını bile olmayan bir yerde, ahırdan bozma bir lojmanda yaşayarak ne verebilir ? bunlar bana küçük esnaf oyunlarını hatırlatıyor! hani altına astar atmadan yapılan ve ilk yağmurda akan boyalar gibi. hani 100’lük pvc boruyla yapılası gereken atık su tesisatını, 50’lik boru koyarak birkaç yıl sonra tüm apartmanda tamiratlara neden olan işler gibi.

artık işlerimiz iyice göz boyar tarzda. geçici. kritersiz. yapılmış gibi duran. artık şekilciliğin dibine vurarak, beyaz çorap takıntısı ile kotarabileceğimiz bir magandalık hadisesini aştık. artık en çok tutan rock albümler bile arabesk ötesi olmuş. bu topraklarda ayrık otları hasat ediliyor. mütemadiyen toplumca bir dua ve bir kap yemeğe geleceğimizi satıyoruz. artık atatürk’ün nutukları kitaplardan çıkarılıyor. hiç olmadıgımız bir şey olmaya zorlanıyoruz zira geçmişimiz ile ilişkilerimiz kulaktan dolma. çay-sigara-okey üçgeninden ileriye bir adım çıkmıyor!

git gide bizler de magandalaşıyoruz. geçmişin tortusundan günümüze dayatılan ve kadını aşağılayan hükümlerden bahsedilirse, bugünün çarpıklıkları ile onları savunmaya çalışıyoruz. adeta feodal kültüre geridönüşe çalışılıyor. tozlu raflardan dökülmeye başlayan yalan ve hurafe içimizi kemiriyor. çocuklarımız için hiç bilmediğimiz bir şeyi düşlüyoruz. bu hülyayının gerçekle bağları kopmuş. adeta bin yıllık mezarlar açılmış.

babalarının mantarlı ayak kokularını bize otlu peynir diye yutturanların hükümranlıgındayız. yetmişlerin komunizm hayallerini bıraktık artık, daha gerilere yönlendiriliyoruz. bir balıgın yaşadıgı yerin deniz oldugunu bilmemesi gibi elimizdekini anlamıyor, olmayacak işlere bulaşıyoruz. tıpkı sürekli iş kurup batıranlar gibiyiz. bazen duruluyoruz fırsat kolluyor, punduna getiriyoruz. derdimiz, sadece üleşme üstüne kurulmuş bir düzen kurabilmek. mevcutta ne varsa atmak, satmak yok etmek. ne getiriyoruz ?

bence biz mütemadiyen magandalaşıyoruz. öyle içten ve öyle topluca oluyor ki; kanıksamaktan bir hal olmuşuz. gevur memleketlerinde gürültüye hemen polis çağrılırken, bizde herkes duymazlıktan geliyor. adeta yarın yapacağımız gürültüler için susuyoruz. sokak köpeklerinin bu saçmalıga karşı koydukları tepki bile karakterlerimizi zorlar nitelikte. zira onlar da çok şeyi kanıksamış ama “bu kadar da olmaz” der gibi havlıyorlar! televizyonun sesini açıp bilmem ne saçmalığında sayılı günlerimizi geçiriyoruz. ne de olsa biz şanslıyız! çünkü elimizdekileri yavaş yavaş kaybederken farkında değiliz. nasıl bir ortamda yaşayacakları belli olmayan çocuklarımıza, dedelerimizden emanet aldıgımız bu yerde; şu ankinden daha iyi bir şey bırakmak gibi bir gayretimiz yok! daha çok hülyalarımızı bırakacağız!

bizler sinsice magandalaştırılmışlar olarak, neyin neresindeyiz ki ? elbet onlar da herşeyi kulaktan dolma öğrenecekler. yazının pek ugramadıgı afrika’nın iç ülkelerindeki insanlar gibi onların da tek sermayeleri “yalandan kahramanlık hikayeleri” olacaktır. ve bu ömürlerini tamamlamaya yetecektir.