Bilimsel Yöntem üzerine Perşembe, Eyl 15 2005 

İnsanlık tarihinde Kopernik, Galileo ve Darwin gibi öncülerin önemini biliyoruz. Bu tür kişiler gelecekte de çıkacaktır, elbet. Onları çalışmalarında engellemek, tuttukları ışığı söndürmek, yaşam ortamımızı çoraklaştırmakla kalmaz, bizi yeni bîr karanlık çağa sokar; tıpkı, parlak Antik Çağ’ı bildiğimiz Karanlık Çağ’ın boğması gibi.

Yeni gerçeklerin ortaya çıkması pek çok kimsenin, özellikle iktidar sahiplerinin rahatını kaçırır, dahası tepkisine yol açar. Öyle de olsa, sürüp gelen bağnazlığın militan fanatizmi karşısında en büyük umut dayanağımız bilgelikle birleşen bilgidir.

Bilgi edinmede, bilimsel yöntem dışında izlenecek başka bir yol yoktur; bilimin erişemediği bir şeyi bildiğimiz savı bir safsata olmaktan ileri geçmez.

Bertrand Russell

allah’ın çarptığı kız vakası Cuma, Eyl 2 2005 

hikaye ilk nerede başladı bilinmiyor. ama benim bildiğim, ilk kaynak bu. olay böyle bir şekilde başlıyor.
http://www.99celcius.com/?p=19 anlatan subhanallah diye başlıyor, hikayeyi anlatıyor, “picture” yazan yerde de sözde çarpılan kızın resmine link veriyor.
bu tüm müslüman ülkelere yayılıyor,

kaptan kusto’nun müslüman olması, ay’da ezan sesi duyulması, erciyes dağında yağan karın “allah” yazması gibi yeni bir hurafe daha. amaç belli.

ardından, http://www.friendsofdemocracy.info/2005/07/ religious_consp.html konu burada işlendi, işin doğrusu anlatıldı.

http://islam.friendsofdemocracy.net/default.asp?item=94015 00
http://www.patriciapiccinini.net sitesinde durumdan şikayetçi olundu.

dünyadaki özellikle eğitimsiz, milyonlarca müslüman kandırıldı. eğitimliler utandırıldı.

http://www.haberturk.com/habermetni.haberturk?@=196709
artık emin çölaşan’ının da ilgilendiği mevzudur.

aslında boştur, çünkü hurafeyi dinden ayırmak mümkün değildir.

akilli tasarim Cuma, Eyl 2 2005 

yeni moda bir kuram gibi dursa da, kökünün çok eskilere dayandığı gün gibi aşikardır. işin ilginç yanı bu “intelligent design” yani akıllı tasarım ya da zeki tasarım kuramı, tamamen akıl dışıdır. kuramı açıklayan bir kaç evangelist bilimadamının “bu kuram dini değil ama isteyen din faydalanır” nidalarına neremizle gülmek gerekir bilemiyorum. bu kuram aslında bir tür pazarlıktır. papalık ve diğer büyük olşumlar evrimin reddedilemeyeceğini çok iyi biliyorlar. bu yüzden evrimin temel postülatlarını alıp, izolasyona bağlı tür çeşitlenmelerini kabul etmeyerek, türlerdeki çeşitliliği “akıllı tasarımcı”nın belirlediği gibi bir varsayıma dayandırmaktadırlar. ayrıca bu kuramın eleminasyona bağlı tür kayıplarını açıklaması mümkün değildir.

yıllarca gözün evriminin açıklanamaması gibi olguları, bir haber gibi yaydılar durdular. ancak Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuarı’nın (EMBL) 29 Ekim 2004 SCIENCE’da yayınlanan ve gözün evrimini açıklayan makalesini hiç duyurmadılar. artık dini teorilerine kılıf uydurmak için ayırdıkları milyar dolarlık bütçelere rağmen, hezimet üstüne hezimet yaşamak zor gelmiş olacak ki, bu yeni “uzlaşı formülü”nü buldular. nasıl ki dünya düz değilse ve galileo’nun dediği gibi “herşeye rağmen dönüyor”sa evrim teorisi de inkar edilemez bir gerçek olmuştur.

akıllı bir tasarımcı kuramı temelinden yanlıştır. çünkü bilinen tek akıl insan aklıdır. bu kuramı doğru kabul ederek elimizdeki gerçeklerden hareketle, “ancak akıllı bir tasarımcı, insanınki gibi bir aklı tasarlıyabilir” demek gerekir. bu durum kendi içinde bir paradoksa neden olur. bizim de akıllımızın olduğu ve tasarım yapabildiğimiz bir gerçektir. bunları başka üstün bir tasarımcıya bağlarsak; o zaman o, tasarımcının da akıllı olabilmesi ve tasarım yapabilmesi yine başka bir tasarımcıya bağlıdır. demektir. yani “bizi dünyaya uzaylılar ekti” gibisinden bir çıkarsama, “peki uzaylıları kim ekti ?” gibisinden başka bir çıkarsamaya neden olur.

akıllı bir tasarımcı olmadan akıllı bir yaratık varolamazsa, akıllı tasarımcıyı da yaratan bir akla ihtiyaç duyarız. bu sonsuz döngüsüyle bir paradokstur.
akıllı bir tasarımcı var ise buna kanıt gerekir ! ki kanıt varsa diğer tartışmalar zaten boştur. o zaman ilim-bilim onun peşine düşmek gerekir. biri, bizi tasarladıysa, onu da biri tasarlamıştır. eğer biri ısrarla onu tasarlayan yok diyorsa, bizi tasarlayan neden vardır ? buna cevap vermelidir.

biz akıllıyız, o kadar akıllıyız ki; bizi tasarlayan akıllı bir tasarımcıyı tasarlıyoruz. bilinen tek akıl bizde olduğuna göre ? ben varım, akıl var, bilinen tek akıl insanınki ise, tasarımcıyı tasarlayan da biziz.
işte asıl akıllı dizayn budur.

yoksa intelligent design diye bişe uydurmak, kendi içinde çelişkili kuramlara neden olur. bilimde açıklanamayan veya (n)’inci derece diferansiyel denklemlerle açıklanabilen moleküler karmaşıklıkların varlığı, ancak bizim cehaletimizi ortaya koyar. bizim cehaletimiz tasarımcıya delil değildir.

“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez, ama gider düzineyle Tanrı yaratır.” (Montaigne)

Demir tavinda dovulur Cuma, Eyl 2 2005 

taşlar birleşip bina olur mu ? şu binalar yıkılsa boing uçağı olur mu ? gibi önermelerin es geçtiği kaidedir.

http://www.kimyamuhendisleri.com/index.php?sayfa=periyodik_tablo/periyodik_cetvel.html
arkadaşlar öncelikle atom gerçeğini iyi bilmeliyiz. atomlar kendi içlerinde belirsizlik içeren * kararlı yapılardır. bunlar periyodik cetveldeki şekilde bulunurlar. bunların uzun süre kararlı olanları sınırlı sayıdadır. bunlardan da bir kısmı reaksiyonlara katılmaz, (soygazlar) bir kısmı ise çok zor reaksiyona girerler. bu cetveldeki atomlar da dünyada aynı oran bulunmazlar. bunlardan bir kaç tanesi çok bulunurlar.

bina yıkılıp boing olur mu ? örneğini atom boyutuna indirgemek mümkün değildir. bırakın atomlarla-binayı, moleküllerle-binayı karışlaştırmak bile mümkün değildir. newton fiziği günlük hayatımızda neredeyse hatasızdır. ancak çok büyük hızlar gibi değerlerde genel rölativiteye ihtiyaç duyarız. aynı şekilde atom boyutunu da kuantum fiziği ile açıklarız. bunlar bizim dünyamızdakinden biraz farklı fizik kuralları içerir. bunun nedeni, çok büyük büyüklüklerin ya da çok küçük küçüklüklerin kendi aralarındaki etkileşimlerinin (fizik kurallarının) bizimki ile açıklanmasının basitlikle-mümkün olmamasıdır.

bugün bir uydu’nun yörünge hesabı gibi hesaplarda genel rölativiteyi dikkate almazsanız (yani uzay-zamanın eğrilmesini) uydunuzu düşürürsünüz. bugün bir kimya labaratuarında deterjan üretirken, hesapları klasik kalıpların dışına taşırırsanız da ne işinizi yapabilirsiniz ne de bu yükün size bir getirisi olur.

yani demir tavında dövülür.

binadan boing olmaz ama atomdan amino asit-nükleik asit kolaylıkla olur.

olayı günlük boyuta indirgemek mümkün değildir. öyle olsaydı herkes kimya mühendisi, herkes biyolog olurdu.

Evrim Teorisi Cuma, Eyl 2 2005 

7.5 ytl verilerek ve kör saatçi okunarak, bu yaz tatili bu teori biraz öğrenilmiş olacaktır. tesadüf neymiş, kendiliğinden oluşum hangi teoriymiş öğrenilecektir. java adamı, pekin adamı sevsinler seni pelikanlar. insanın iyi bilmediği bir konuda böyle futursuzca konuşması yanlıştır. öncelikle dünyadaki hiçbir insanı aptal sanmayın. sonra dünyada ömrünü ilime-bilime vermiş profesörleri bir yana atıp, manken meraklısı bir adamın zırvalarıyla konuşmayın. hayatınızı parlak saçlı harun yahya severler olarak sürdürmek yerine, kendinizi geliştirin. sizin ya da bizim ellimizde olmayan şeylerden biri de, galileo’nun dediği gibi dünyanın dönmesidir. galileo bunu söylediğinde hiç bir din bu gerçeği kabul etmiyordu. ama bilim dinlerden fetva alınarak yapılmaz. dünya da, dinler istiyor diye dönmekten vazgeçmez.

bugün evrim tıptır, botaniktir, biyolojidir, antropolojidir, paleotolojidir, embriyolojidir v.s. v.s. v.s. … adama gülerler çocuğum. bugün evrim yoktur demek, dünya öküzün boynuzlarındadır demektir, dünya düzdür demektir, dünya evrenin merkezindedir demektir. bugün evrim yoktur demek evrimi bilmemektir.

yok darwinizm, yok şu gavat şöyle demiş, demişler demişler yünleri emmişler. nağra atarak, götüyle evrimi yıkanlar! acaba hayatlarında bir dna izole etmişler mi ? tirozmili bir insana ne cevap vermişler ? hiç şifa aramışlar mı ? bir bitkinin köküyle gövdesiyle sırrına erebilmişler mi ? ne kolay öyle, ne kolay-ne kolay. onbinlerce üniversite, milyonlarca bilimadamı, binlerce bilimdalı. “maymundan değil eşşek ortak atadan” bunu bile anlatamadık.

en hafifinden anırmaktır yapılan. hangi postülat ? hangisi karınlarında ağrı yapıyor ? dertleri ne ? ne istiyorlar ? bugün fazla dillendiremedikleri arkeolojiye-antropolojiye-palentolojiye-jeofiziğe-meteorolojiye … de yarın dadanacaklar. çünkü onlar da kutsal*larla çelişiyor. nolacak ? her bilim, her ilermeye düşman mı olunacak ? elbette olunacak.

şeyhler-şıhlar-hoca efendiler, ağalar-paşalar-kodamanlar yaşasın ortaçağ.

kim demiş aristo öldü ?

Adem ile Havva Cuma, Eyl 2 2005 

bilim adına fetva veren denyoların türemesine sebep olmuş, mitolojik sevgililer. mitokondrial dna’ların dişiden geçemesine binayen, kendi hurafelerini bilimle cilalayanları doğurmuşlardır. inkar edilemez boyuta ulaşmış temel postülatlarıyla-evrimle pazarlık yaparak “şurası olur” “şurası olmaz”a getiren hacı-hoca yalakalarının saçmalamasına tanıklık etmişlerdir.

saçmalığın ana babasıdırlar.

çocuklarının ensest ilişkisi ile tüm insanlığı oluşturduklarına inanılır. bu rahatsız edici derecede sapıkça bir yaklaşımdır.

tüm insanlığın kendi sapık düşüncelerine göre sapık bir biçimde oluştuğunu iddia edenlerin kahramanları.

Türk Toplum Ahlağı Perşembe, Eyl 1 2005 

Ne yazık ki; acınası bir ahlak anlayışıdır. Çok kısa bir sürece önce, bir yetimhanedeki onlarca çocuğa tecavüz edildiği tüm medyayı meşgul etmişti. Araştırma derinleştirildikçe etrafta bu işe bulaşmamış adam bulmakta zorlanan polis ve jandarma güçleri, bir anda dolan dosyalardan bunalan adliyeler; sanıkların çoğunun devlet memuru olmasına da dayanarak, sanıkları tutuksuz yargılanmak üzere salıvermişti.

İşte hikayemiz tam da burada başlamaktadır. Normal bir toplumda, en azından dava sonuçlanana kadar dışlanması gereken bu insanlar, tam aksine kahvede okey oynamaktadır. Olayı araştıran bir gazeteci tesadüfen sanığın kahvede olduğunu öğrenir, pek inanmasa da gidip bir bakmak ister. Sanığı görünce hemen bir röportaj yapmaya karar verir. Olaylarla ilgili bir kaç soru sorması kahvedekiler tarafından hoş karşılanmaz ve gitmesi istenir.
http://www.sabah.com.tr/2005/02/01/gnd96.html
Bu olayda yargılama süreci hala sürse de, toplumsal olarak büyük bir ahlaksızlık batağında olduğumuzun en güzel örneklerinden biridir. Aynı şekilde bir adnan oktar gerçeğimiz vardır. Bu insan ülkedeki en ahlaksız adam olmaya adaydır. Mahkemede kurduğu tarikattaki mankenleri zenginlere pazarlamaktan mahkum edilmiş, cezası infaz edilmiştir. Gelin görün ki, toplumun vicdanında kendisi koskoca harun yahya’dır.

Bazılarımız bunları bir tesadüf zannedebilir. Bazılarımız ise en ahlaksızların en yukarlarda olduğunu fark edebilir.

Biz, Seda Sayan’ın yeni bir çocukla aşk yaşamasını doğal bulurken, aynı sebepten yan komşumuzu apartmandan attırırız. Biz, kendi çocuklarının penisinden et kesen bir toplumuz. Biz, öldükten sonra vadedilmiş seks kölelerini hayal eden insanların toplumuyuz. Biz, kendi kardeşini, annesini bir dedikodu için öldüren küçük erkek kardeşlerin toplumuyuz. Biz, kadınlarına ancak kafasını gözünü sarınca hürmet eden insanların toplumuyuz. Biz, bin yılların yanlışını bünyesinde bir zehir gibi taşıyan, durmadan öksüren öksüren ama o balgamı çıkaramayan insanların toplumuyuz. Biz, kendi çamaşırını, bulaşığını yani kendi pisliğini temizlemeyi öğretmediğimiz erkeklerin toplumuyuz. Biz, kahve alışkanlığı olmayan karısıyla, çocuğuyla vakit geçiren erkeklere; kötü gözle bakan insanların toplumuyuz. Biz, bizi eleştirenlerden nefret eden, okey taşlarındaki sırrı hala çözememiş insanların toplumuyuz. Biz, ahlağımızı doğrulardan iyilerden değil, işimize gelenlerden alan insanların toplumuyuz. Biz, onlarca çocuğa tecavüz edip insan içine çıkmaya utanılmayan tek toplumuz.

Öyleki 2001 yılında bir tarikat ilkokulunda (Nakşibendilerin Hidayet Vakfı) çocuklara tecavüz olayları yaşanıyor. Bunlar filme çekilip internetten sapıklara satılıyor. Üstüne üstlük onlarca kez ihbar edilmesine rağmen polis bile ilgilenmiyor.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=25038
Biz, niye böyleyiz derseniz şunu söyliyim; Pedro almodovar’ın la mala educacion adlı filminin olması ile olmaması gibi. Yani bir pederin kiliseye gelen çocuklara tecavüzünü ve sonuçlarını anlatabilmek ile anlatamamaktadır olay.

Biz, tecavüze açık bir ahlağa sahibiz. Konuşmuyor konuşturmuyoruz. Biz, yanlışlarını görmezden gelen ve doğal olarak da düzeltemeyen, hatta yanlışlarını gizleyerek dolaşan insanların toplumuyuz.

Mine G. Kırıkkanat’ın Radikal’den ayrılmasının ardından Perşembe, Eyl 1 2005 

radikal gerçekten de radikal mi ?
ya da radikal olması gerekiyor mu ?

mine hanımın işine son verdikleri gün kendi işlerine de son verdiler.

ben sadece haber veriyorum.

artık bu gazeteyi kimler okuyacak ?

onların zaten yeterince gazeteleri vardı. zaten onlar radikali okumazdı.
artık bizim okuyacak bir gazetemiz yok.

artık radikal de onların gazetesi olmuştur.

onların gazelerini de okuyacak değiliz.